Puan vermedi·408 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Ocak 2026 08:19 Kayıp Ağaçlar Adası, sadece bir aşk romanı değil; köklerle diriltilmiş bir hafıza, kaybetmişlik hissiyle yüzleşme ve umut arayışı. Elif Şafak, bu romanında insanın hafızasıyla doğanın sessiz tanıklığını aynı yerde buluşturuyor.
Kıbrıslı Rum Kostas ve Kıbrıslı Türk Defne’nin, savaşın ve politik çatışmaların gölgesinde filizlenen imkânsız aşkı; yıllar sonra Londra’da yaşayan 16 yaşındaki Ada’nın kimlik arayışıyla yeniden gün yüzüne çıkıyor. Roman, bir yandan 1970’lerin Kıbrıs’ına uzanırken bir yandan günümüz Londra’sında geçmişle yüzleşmenin, köklerini aramanın ne demek olduğunu anlatıyor.
Bu hikâyede yalnızca insanlar konuşmuyor. Bir incir ağacı da anlatıcı olarak karşımıza çıkıyor. Bir meyhanenin ortasında kök salmış, oradan koparılıp başka bir bahçeye dikilmiş bir ağaç… Onun sessiz ama derin tanıklığı, kitabın en etkileyici bölümlerinden biri. İncir ağacının dilinden anlatılanlar, artık sadece insanlara değil, ağaçlara da başka bir gözle bakmama sebep oldu.
“Onların da canı var mı? Canları acıyor mudur?” sorusu yerleşti içime.
Roman; savaşın insanları nasıl ayırdığını, bir zamanlar aynı sofrada ekmeğini, suyunu, neşesini paylaşan insanların nasıl birbirine düşman edildiğini çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Hayatta kalma mücadelesi veren bitkiler, hayvanlar, ağaçlar var evet… Ama kişisel çıkar için toplu katliamın yalnızca insana özgü olduğunu hatırlatıyor bize.
“Bunu sadece insanlar yapar,” der Kostas.
“Hayvanlar yapmaz. Bitkiler yapmaz…”
Elif Şafak’ın büyülü anlatımıyla sayfalar su gibi akıyor; ama bu, kalbi yormayan bir akış değil. Aksine, yüreğin derinliklerinde sızlayan, kolay kolay etkisinden çıkılamayan bir okuma. Aşk, göç, aidiyet, yas, geçmişle hesaplaşma ve kuşaklar arası travmalar; hepsi iç içe, sessiz ama güçlü bir şekilde ilerliyor.
Bazı aşk sahneleri yer yer fazla idealize gelse de, romanın yarattığı duygusal etki ve doğaya kazandırdığı hassasiyet çok güçlü. Bu kitap, sadece bir hikâye anlatmıyor; düşündürüyor, sorgulatıyor, sustuklarımızı yüzeye çıkarıyor.
“Evini bırakıp bilmediğin kıyılara gittiğinde, eskiden olduğu gibi devam etmezsin hayatına; içinden bir parça ölür ki bir başka parça yeniden başlayabilsin.”
Kayıp Ağaçlar Adası; savaşı, aşkı, göçü ve kayıpları anlatan bir ağıt gibi. Aynı sokakta büyüyen, komşuluğu bilen insanların nasıl ayrıldığını; geride kalanların acıyı nasıl genlerinde taşıdığını fısıldıyor. Çok sürükleyici olmasa da merak uyandırıcı, derinlikli ve kalıcı bir roman.