8/10
"Ertesi gün hiç kimse ölmemişti." Öyle bir ülke düşünün ki yılbaşı itibariyle ölüm bu ülkeden istifa etsin. Dünyadaki diğer ülkeler buraya imrenerek ya da şaşırarak baksın. Kazalar olsun, hastaneler dolsun taşsın, huzurevlerindeki giden gelen döngüsü bozulsun yeni insanlar gelsin de gelsin. Cenaze levazımatçıları işsiz kaldığı için krala bir önergeyle gitsin ve o önerge evcil hayvanların cenaze işlemlerini düzenlemek üzerine olsun.
Kitabın arka arkaya diyalog cümleleriyle ilerlemesi okumayı benim açımdan hafif zorlaştırdı lakin bu üçlemenin iyi kitaplarından biri olacağını söyleyebilirim.
"Tüm açık yürekliliğimizle ifade etmek gerekirse, ölüm bunları yaşamaktan evladır."
Bir dönüm noktası olarak yoksul sayılabilen nitelikte bir ailenin ölümü yenmek üzere kurguladığı ve başarılı da olduğu büyükbaba ve bebek gömme vakasından sonra tüm ülke bir bir yaşlıları, düşkünleri, hastaları sınırdışına götürmeyen başladı. Hükümet bu olayı engellemek için ajanlar tahsis etti ancak Maphia diye bir kuruluş peyda oldu. Bu grup ölüleri sınırdışına götürüp onları 3 komşu ülkede gömüyordu büyük bir meblağ karşılığında ve ajanlar için pazarlık yapıldı iç işleri bakanı ve başbakan yoğun mesai harcadılar.
Bir savaş çıkmadı çünkü kimsenin ölmeyeceği kesindi. Sadece komşu ülkeler bu ölü gömme olayından rahatsızdılar bu da tatlılıkla (!) çözüldü. Sınırdan bir adım atınca ölen insanlar tekrar kendi ülkesine dönecek ve orada gömülecekti.
"Kelebeğin yaşamı böceğin ölümünden mi doğmuştu yoksa kelebek de yaşadığına göre ipek böceği hiç ölmemiş miydi."
"Hani derler ya yaşamak ve görmek gerek, bu zamana bağlı bir sorundur ve bazı şeyleri görmek nasip olmazsa eğer bu sadece yeterince yaşamadığımızdan olacaktır."
Kralın asla hiçbir şeyden haberi olmaması şaşırtıcıydı ne Maphiayı biliyor ne sınırlarda olan durumları. Ölümün bitkilere hayvanlara varlığını sürdürmesi, yalnızca insanlardan çekilmesi kafa karıştırıcı bir ikilem.
Televizyon genel müdürüne gelen bir mektupla tüm ülkeye yapılan bildiri ibreyi tersine döndürmüştü. Ölüm kendi eliyle yazıp yolladığı mektupta bu gece yarısında yaptığı hatadan döneceğini ve tekrar insanları öldürmeye devam edeceğini yazıyordu, sadece artık onlara zaman tanıyacaktı vedalaşmak ya da vasiyetini düzeltmek için. Tekrar tüm birimler için iş kolu doğmuş oldu. Gece yarısından önce her meslek minik toplantılarla durumunu gözden geçirdi.
Ölüm mektup yolladığı gibi gazetedeki yazılara cevap da veriyordu. Herkes eski düzenine döndüğü için mutluydu hastaneler, bakımevleri, Maphia bile yolunu bulup parasını kazanma derdindeydi. Ama ölüm insanlara önceden haber vermekle iyi mi ediyordu kötü mü tartışılır çünkü eflatun bir zarf gelen herkes yine işlerini halletmeden gidiyordu. İnsanlar ölüme gene düşman oldular onu bulmak için mantık çerçevesini zorlayıp yüzünü resmetmeye çalıştılar. Garip olansa cinsiyetinin kadın olmasıydı. Ölüm evinde otururken mektuplarını yolladığı sırada 2 kere geri dönen mektup onu afallattı meğer 49 yaşında ölmesi gereken bir kişi yanlışlıkla bugün 50 yaşına basmıştı, ölüm ne yapacaktı. Ölüm onu ziyarete gitti, kim onun elinden kurtulabilirdi anlamaya çalıştı kendi halinde bir viyalonselciydi. Kadim kitaba bakıp yetkilerini bulmaya çalıştı onun üstünde hiyerarşide bir yetkili ölüm varsa gelip ona yardım mı etmeliydi yoksa onun birçok durum için yetkisi var mıydı.
" Evrenin kargaşası içinde kopmak üzere olan bir dışkı dizgesinden başka bir şey olmadığımız ortaya çıkmaktadır."
Ölüm tırpanıyla moda hakkında konuştu ve viyalonselciyi bulmaya yola koyuldu. Gösteri sonrası kuliste bekleyip adamla karşılaştı ve gergin soğuk bir ortam oluştu tekrar denk gelme ihtimalleri kadının yani ölümün sözleri viyalonselciyi tedirgin etmişti garip bir şekilde huzursuz olmuştu.
"Ümitlerin kaderi biri yok olduğunda diğerinin ortaya çıkmasıdır işte bu yüzden bunca hayal kırıklığına rağmen dünyadan silinip gitmemişlerdir."
Kitabın başı ve sonunun aynı cümleyle bitiyor olması, ölümün son kısımlardaki kadın kılığı, viyalonselci ile olan diyalogları sonunu yazmayacağım okuyun please