8/10
·248 syf.··
2019 116. kitabı
Osmanlı düşünce tarihinin tartışmalı isimlerinden Tokatlı Molla Lütfi’nin idamını merkeze alan tarihî bir romandır. Romanı bitirdikten sonra yapılan kısa bir araştırma bile, ele alınan şahsiyetin ne kadar çok katmanlı ve problemli bir figür olduğunu göstermektedir. Asıl adı Lutfullah olan Molla Lütfi; kaynaklarda Molla (Sarı, Deli, Maktul) Lütfi olarak da anılmış, kimi çevrelerce âlim, kimilerince zındık, kimilerince ise deli olarak değerlendirilmiştir. Molla Lütfi, zındıklık ve ilhâd suçlamalarıyla yargılanmış ve 25 Rebîülâhir 900 (23 Ocak 1495) tarihinde Atmeydanı’nda boynu vurularak idam edilmiştir. Naaşı Eyüp’te Defterdar Mahmud Çelebi Mescidi yakınlarına defnedilmiştir. Kaynaklarda “aşere-i muhabbese” (on habis insan) hadisesi olarak geçen ve ayrıntıları net olmayan bir olayın, Molla Lütfi’ye kin besleyen hasımları tarafından bir bahane olarak kullanıldığı; halkı saptıran bir mülhid olduğu yönünde söylentiler yayılması suretiyle idamına zemin hazırlandığı anlaşılmaktadır. İskender Pala’nın bu olayı romanlaştırarak gündeme taşıması, okurda farkındalık oluşturması bakımından önemlidir. Özellikle kitabı okuduktan sonra tarihsel araştırma yapma ihtiyacı doğurması, eserin en güçlü yönlerinden biridir. Ancak romanda oluşturulan kurgusal karakter ve Molla Lütfi’nin idamından sorumlu tutulan figür üzerinden bazı soru işaretleri de ortaya çıkmaktadır. Olaylar II. Mehmet döneminde, İstanbul’un fethinden sonra başlamakta; ancak tarih net olarak verilmemektedir. Romanda II. Mehmet’in Uzun Hasan ile mücadelesine değinilmesi (1473) dikkate alındığında, olayların 1460’lı yıllarda geçtiği varsayılabilir. Ardından II. Bayezid’in uzun saltanatı (1481–1512) ve kısa da olsa Yavuz Sultan Selim dönemi (1512–1520) kurgunun içine dâhil edilir. Akbaba/Karga karakterinin neredeyse elli yılı aşan bir zaman diliminde etkin olması ve İstanbul’da yakalandığında kırk yaşını aşmış olarak tasvir edilmesi, kronolojik açıdan ikna edici bulunmamıştır. Bu kadar geniş bir zaman aralığının tercih edilmesinin, Yavuz Sultan Selim’in adalet anlayışını vurgulama amacı taşıdığı düşünülebilir; ancak tarihsel tutarlılık açısından bu tercih tartışmaya açıktır. Akbaba/Karga karakteri, romanda tam anlamıyla bir fitne odağı olarak karşımıza çıkar. Okuma sırasında bu karakterin, entrika ve iktidar oyunlarıyla tanınan Joseph Fouché’yi hatırlatması dikkat çekicidir. Bununla birlikte, Osmanlı gibi güçlü bir devlet yapısında istihbarat mekanizmasının bu denli zaaflı gösterilmesi ve karakterin kolaylıkla elçi kılığına girebilmesi mantıksal açıdan zayıf bulunmuştur. Oysa elçilerin kabulü, ağırlanması ve doğrulanması belirli protokollere bağlıdır; bu süreçlerin romanda bu kadar basite indirgenmesi inandırıcılığı azaltmaktadır. Romanın sonunda Akbaba/Karga’nın vicdan azabıyla zindana kendi isteğiyle girmesi dikkat çekicidir. Ancak Yavuz Sultan Selim gibi adaletiyle bilinen bir hükümdarın, bu denli entrikacı bir kişiyi serbest bırakacağı düşüncesi pek ikna edici görünmemektedir. Tüm bu eleştirilere rağmen İtiraf, genel olarak akıcı ve kendini okutan bir romandır. İçerisinde anlatılan olaylar ve tarihsel göndermeler, geçmiş okumalarla bağ kurmayı mümkün kılmaktadır. İskender Pala’nın yer yer alışılmış üslubunun dışına çıkarak argo ifadelere yer vermesi ilk anda yadırgatıcı olsa da, bunun bilinçli bir kurgu tercihi olduğu kabul edilebilir. Sonuç olarak İtiraf, tarihî bir şahsiyeti merkeze alan, sorgulamaya ve araştırmaya teşvik eden bir romandır. Tarihsel romana alışkın olmayan okurlar için zaman zaman ağır ya da sıkıcı gelebilir; ancak İskender Pala’yı tanıyan ve Osmanlı düşünce tarihine ilgi duyan okurlar için okunması tavsiye edilebilecek bir eserdir.
İtirafİskender Pala · Kapı Yayınları · 20198,4bin okunma
·
36 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.