DÜŞÜNCE ATÖLYESİ Kör Bağlılıkla Kapanan Ufuklar: Emevî’den, Abbasilere, Selçukludan Osmanlı’ya, Oradan Da Bugünün Türkiye’sine Dek Uzanan Uzun Bir Çizgide, Dinin Asıl Özü Değil, Yalnızca Gölgesi Yaşatıldı. Araştırmadan İnanmak, Sorgulamadan Savunmak, Düşünmeden Yargılamak… Bu Kör Bağlılık, Sadece Bireyin İç Dünyasını Değil, Bütün Bir Toplumun Ufkunu Da Karartıyor. Bugüne Dek Süren Bu Zincir, Dinin Vicdanî Ve Aklî Boyutunu Törpüleyip Yerine İtaati Koydu. İslam’ın Kendisi Değil, Onun Adına Konuşanlar, İktidar Sahipleri Ve Çıkar Çevreleri Kutsandı. Din, Özgür Bir Vicdan Meselesi Olmaktan Çıkıp, Çoğu Zaman Kalabalıkların İtaat Etmesi Gereken Bir Disiplin Aracına Dönüştürüldü. 🧠 İnanç Mı, İtaat Mi? Din, Başlangıçta Bireyin Allah İle Doğrudan Ve Sorgulayıcı Bir İlişki Kurma Yolu İken; Tarih Boyunca Çok Kez İktidarların Elinde Bir İtaat Mekanizmasına Evrildi. Emevîler Döneminde Halifelik “Allah’ın Yeryüzündeki Gölgesi” (Halîfetullāh) Sıfatıyla İlahîleştirildi; Böylece Halifenin İcraatlarını Sorgulamak Bile İmkânsız Hâle Getirildi. Muaviye’den İtibaren Mutlak İtaat Teorileri Üretildi, Ulema Da Bu Süreçte Fetvalar Ve Yorumlarla İktidarı Meşrulaştırdı. Osmanlı’da İse Saltanat İle Hilâfet Birleştiğinde, Padişaha İtaat Dini Bir Vecibe Sayıldı... Eleştiri Çoğu Zaman “İsyan” Ve “Dinden Çıkma” İle Eşdeğer Tutuldu. Devlet, Dinî Söylemi Kendi Meşruiyet Kalkanı Olarak Kullandı. Sorgulayan Sesler İse Ya Susturuldu Ya Marjinalleştirildi, Ya Da Öldürüldü... Bugünün Türkiye’sinde De Bu Miras Farklı Biçimlerde Devam Ediyor... Din Adına Yapılan Siyaset, Eleştiriyi “Dine Hakaret” Ya Da “Millet Düşmanlığı” Olarak Yaftalıyor. Sorgulayan Akıl Yerine, “İtaat Et, Sorgulama” Kültürü Baskın Çıkıyor. Dinî Söylem, Çoğu Zaman İktidarın Politikalarını Kutsamak İçin Araçsallaştırılıyor... Gerçek Vicdanî Muhasebe Ve Ahlâkî Muhakeme İse Geri Plana İtiliyor. Bu Dönüşümün En Ağır Faturası, Düşünsel Ufukların Kapanması Oldu. Akıl Devre Dışı Bırakıldığında, Yenilik, Eleştiri Ve İlerleme De Felç Oluyor. Kör Bağlılık, Bireyi Köleleştirirken Toplumu Da Durağanlaştırıyor. Oysa İslam’ın Özünde “Dinde Zorlama Yoktur” (Bakara 256) İlkesi, “Akıl Etmez Misiniz?”, “Düşünmez Misiniz?”, “İbret Almaz Mısınız?” Gibi Yüzlerce Çağrı Vardır. Din, Körü Körüne İtaati Değil; Aklı, Vicdanı Ve Özgür İradeyi Kullanmayı Emreder. Gerçek İnanç, Korkuyla Veya Baskıyla Değil, Bilinçli Bir Arayış Ve Samimi Bir Teslimiyetle Yaşanır. Kör Bağlılıktan Kurtuluşun Yolu, Dinin Özüne Dönmekten Geçer. Sorgulayan Aklı Yeniden Devreye Sokmak, İktidarların Din Adına Konuşma Tekeline Son Vermek, İnancı İtaatten Değil, Vicdandan Ve Bilgiden Beslemek... Ancak O Zaman Ufuklar Yeniden Açılır. Din, Bireyin Ve Toplumun Özgürleşmesine Hizmet Eden Bir Işık Olur Gölgesi Değil.
Din Tüccarları
·
504 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Emeğine sağlık harika bir paylaşım olmuş 💯 Yıllarca siyasal otoriteye bağlılık, dini bir erdem gibi sunuldu insanlara. Bu mirasin bugün hâlâ bazı din anlatılarında izi var. Bu anlatılarda inançtan, vicdandan çok itaat vurgulanır. Ve en kritik fark şu İtaat, otorite yokken biter. İnanç, kimse bakmıyorken başlar. İtaate indirgenen din, ahlâk üretmez sadece davranış üretir.
Felsefe Parrhesia
Gönderi Sahibi
@bosanka Tamam Olur.
Tarihselci bakış açısıyla tamamına katıldığım güzel bir paylaşım olmuş tebrikler Hocam 🙏👌
Felsefe Parrhesia
Gönderi Sahibi
♛hakan♞kutlu♛ Çok Teşekkür Ediyorum Hocam. 🙏🍀
Yüreğine sağlık 🙏☺️
Felsefe Parrhesia
Gönderi Sahibi
@0kuyanmuall1me Çok Teşekkür Ederim Kıymetli Arkadaşım 🙏🍀☺️