Martı Jonathan, kalabalığa uyum sağlamayı değil, kendi sınırlarını aşmayı seçen bir martıdır. Onun gayesi yalnızca hayatta kalmak veya karın doyurmak değildir. O, daha yükseğe çıkmanın daha hızlı uçmanın ve kendi potansiyelini keşfetmenin, yani “gerçek özgürlüğe” kavuşmanın peşindedir.
Bu yüzden Sürü tarafından dışlanır, yadırganır ve yalnız bırakılır. ama o, bu yalnızlığı bir yenilgi olarak değil, kendine sadık kalmanın bedeli olarak taşır.
Jonathan’ın hikâyesi bizlere, çoğunluğun gürültüsüne karışmadan da anlamlı bir yol çizilebileceğini hatırlatır. Herkesin aynı yönde uçtuğu bir dünyada, farklı bir rota seçmek cesaret ister. Bu cesaret, alkış getirmeyebilir; çoğu zaman yanlış anlaşılmayı, dışlanmayı ve sessiz bir yalnızlığı da beraberinde getirir. Ancak gerçek özgürlük, başkalarının beklentilerine göre değil, insanın kendi iç sesiyle hareket edebilmesinde saklıdır.
Richard Bach’ın bu romanı, bizlere, aynı olmaya zorlayan bir dünyada, farklı kalabilmenin başlı başına bir cesaret biçimi olduğunu gösterir. Martı Jonathan, herkesin aynı yöne uçtuğu bir çağda, kendi rotasını çizebilenlerin gerçekten özgür olabildiğini hatırlatır.