Puan vermedi·238 syf.····Okunma: 30 Ocak 2026 23:33 Uzun zamandır okuma listemde olup ama sürekli ertelediğim ve bu zamana nasip olan Puslu Kıtalar Atlası'nı okumak çok da kolay olmadı. Kitap gerçek ile rüyanın harmanlandığı fantastik bir roman. Anar'ın kalemi ile tanıştığım ilk kitabı ve İskender Pala'nın kalemine benzettim bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz.
Puslu Kıtalar Atlası tarih, mitoloji, masal, felsefe ve coğrafya gibi konuları bir araya toplayan zengin bir kitap. Kitabı okurken çok fazla koptum ama koptuğum anda yazar geri topladı beni çünkü olayları bağlama şekli gayet başarılı.
Sosyal platformlarda bu kitaba ait çok fazla yorum okudum ve beklentim hep yüksek kaldı. Haliyle beklentimi karşıladı. Okuması kolay ama çok derin felsefik düşünceler barındırdığı için kafa yorduğum kısımlar oldu mesela. Uyanıklar aleminin dayısı olan Arap İhsan; " Ey kör! Aç gözünü de düşlerden uyan. Simurg'u göremesen de bari küçük bir serçeyi gör. Kaf dağına varamasan bile hiç olmazsa evinden çıkıp kırlara açıl, böcekleri, kuşları, çiçekleri ve tepeleri seyret. Bırak Dünyanın haritasını yapmayı! Daha hayattayken bir taşı bir taşın üstüne koy. Gülleri ve bülbülleri göremeyip gün boyu evinde oturan adam dünyanın hiç kendisini görebilir mi?" demiştir. Fakat o sırada Uzun İhsan Efendi düşün de rüyalar alemindedir. Ona göre dünya bir düştür ve masaldır. Bu düşlerini yazdığı bir harita yaparken kendine, bu da işte Puslu Kıtalar Atlasıdır. Bu haritayı coğrafi bir harita olarak düşünürken aslında Uzun İhsan Efendi'nin düşsel haritası olduğunu anladım.
Kitabın birçok yerinde Uzun İhsan der ki; "Ben düşündüğüm için siz de varsınız." diyor burada Descartes'e de atıfta bulunuyor kitapta Rendekar diye bahsettiği Descartes'in her bilgiden şüphe eden, şüphe ettiğinden de şüphe edemiyor ve bundan da kendisinin var olduğu sonucunu çıkarıyor. Uzun İhsan Efendi Rendekar'ın bu fikri üzerinden kendisinin varlığını açık ve seçik olarak biliyor fakat kendisinden başka hiçbir şeyin varlığını ispatlayamıyordu. Bu yüzden kafasındaki bu sorunu gidermek için rüyaya yatmaya karar verdi, kitabın bu kısmından sonra zihinsel bir performans sergilemek zorunda kaldım. Kurmaca metinler, bir şeylerin içinde olma hali, uyku ile uyanıklık, varlık ile hiçlik gibi zıtlıklar arasında kaldım. Bu zıtlıklara rağmen metnin tümünde bir disiplin vardı.
Uzun İhsan Efendi, Dünya'nın şahidi olmanın gerçek bir ibadet olduğunu söyler ve oğlu Bünyamin'e hazırladığı Puslu Kıtalar Atlası'nı verir ve "Atlasımı sana emanet ediyorum, daima yanında taşı ve atıldığın bu macerada yolunu kaybedecek olursan bu düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına Dünya dediğimiz kitabı oku." ve Bünyamin'in maceraları başlar oysa yaşayacakları elindeki kitaba çoktan yazılmıştır...
Karakterler üzerinden felsefi sorgulamaları da yer veren Anar'ın biz okurlara düşsel bir alan açması da metnin anlatı yapısının güçlülüğünü ortaya koymuştur. Üzerine çok konuşulabilir bir kitap, dilin bütün olanaklarını bir araya toplayan İhsan Oktay Anar'a teşekkür ederim.
Keyifli okumalar...