Puan vermedi·245 syf.····Okunma: 20 Ocak 2026 13:13 Romanlarını çok sevdiğim Tarık Tufan’ın öykülerini okudum bu kez. Aslında öykü demek ne kadar doğru bilmiyorum. Öykü ile roman arasında bir kitap Beni Onlara Verme. Birbirinden bağımsız başlıklar altında anlatılan hayatlar öykü izlenimi vermekte.
Ama şu da var ki, bir semtin insanlarının yaşadığı hayatları satırlara taşıyor yazar. Böyle semtlerde herkes bir şekilde bir diğerinin hayatına dokunmuştur. Birbirinden bağımsız sanılan hayatlar da böylece bağlanır birbirine. Anlatı öykü ile roman arasında bir hâl alır. Biraz da kurmaca ile gerçek arasında.
İstanbul’un unutulmaya yüz tutmuş semtlerinden birinde, hayatın yükünü omuzlamış kimi zaman yorgun ve mutsuz, kimi zaman umutlu ve aşık insanlar. Belki bir yerlerde karşılaştığımız, yanından öylece geçip gittiğimiz ama gerçekliğine hiçbir zaman dokunamadığımız hayatlar anlatılıyor.
Küçük bir Türkiye panoraması gibi bu semt, her yerde her zaman rastlayabileceğimiz hayatların yarı kırgın yarı öfkeli anlatımı diyebilirim. Çok sevdim, çok hızlı aktı ama aynı zamanda çok yordu. Bu üçü aynı anda nasıl olabilir? Neden hiç mutlu sonla bitmez bizde hikâyeler?