GELECEĞİN MAHKUMU OLMAK!
7/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 27 Ocak 2026 19:15
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım. Bu akşam aşırı övülen, Japon Edebiyatı’nın en çok okunan kitaplarından biri olan, yarı otobiyografik olma özelliği de taşıyan İnsanlığımı Yitirirken eserini inceleyeceğim. Hazırsanız başlayalım. Bu kitabı okuyacak herkesin bilmesi gereken şey yazarından çok derin izler taşıdığı. Hatta kendi hayatını biraz farklılaştırarak kitaptaki Yozo karakterine yedirmiş diyebilirim. Tıpkı Yozo gibi yazarımız da defalarca intihar girişiminde bulunmuş. Ve bu kitabı yazdığı yıl da sevgilisiyle beraber intihar ederek ölmüş. Yani okuduklarımızın kurgu değil de onu yaşayan birinin kaleminden çıktığını bilip okumak daha da etkileyeci oluyor. Ama üzülerek söylemeliyim ki buna rağmen ben kitapta beklediğimi bulamadım. Anlatılanlar her ne kadar yaşanmış da olsa yazarın anlatış tarzı beni maalesef ki hiç etkilemedi… Şimdi kitabı detaylandırayım, Yozo diye bahsettiğim her şeyi siz yazar diye de algılayın lütfen... Kitap baştan sona Yozo’nun ağzından yazılmış. Çocukluğundan itibaren onun iç dünyasına konuk oluyoruz. Daha küçücük bir çocukken başlıyor onun yalnızlığı… Kalabalık bir ailesi var aslında, ama yine de yapayalnız hissediyor... Babasıyla, kardeşleriyle, (annesinden pek bahsetmiyor) arkadaşlarıyla hiç sıcak, gerçek bir bağ kuramıyor. İçi hep buruk, hep hüzünlü, hep eksik… Fakat dışarıya hiç yansıtmıyor bunu; hep mutlu, eğlenceli, neşeli bir profil çiziyor dış dünyaya. Hatta kendisi bu insanları güldüren tarafından “soytarım” diye bahsediyor. Maske takıyor yani anlayacağınız. “Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum…” diyor 15. sayfada. Her evde olabilecek en ufak tartışmalar, ses yükseltmeler bile ona “gök gürültüsü” kadar ürkütücü geliyor. İnsanların ona saygı göstermesinden, sevmesinden çok korkuyor çünkü içten içe gerçekte sevilecek, saygı duyulacak biri olmadığını düşünüyor ve eğer birileriyle yakın bir ilişki içine girerse insanların gerçek yüzünü görmesinden ödü kopuyor. Bütün benliğine, iliğine kemiğine kadar değersizlik hissi hakim ve “Soytarı” maskesiyle ancak insanlıkla başa çıkabiliyor… Yozo büyüdükçe okuldan da uzaklaşıyor, geçimini sağlayacak bir işe de tutunamıyor, ailesi de maddi desteği kesiyor bir yerden sonra. Kendini alkole, hayat kadınlarına, kötü alışkanlıklara veriyor ve battıkça batıyor. Kendi tabiriyle: “İnsanlığını Yitiriyor.” Sonunda da ne olduğunu bu kitabın ismini duyan herkes biliyordur zaten… Şimdi gelelim benim kitaptan neden etkilenmediğime… Beni bilenler bilir, varoluşsal sancıları, melankoliyi, psikolojik analizleri çok severim… Ama bu kitapta aradığımı hiç bulamadım çünkü birincisi Dazai’nin kalemi çok düzdü bana göre. Hiç edebi yönü yoktu, o yüzden de içime işleyemedi... İkincisi ve asıl sebep de yazar evet çocukluktan itibaren hayatını anlatıyor ama neden o hale geldiğini tam olarak anlayamadım. Evet sevgi eksikliği, şefkat eksikliği vardı muhakkak, ama çok çok ileri derece bir ihmal, istismar gibi bir durum yaşanmamıştı. Hani küçükken yaşadığın ciddi bir şeyler olur, bazı yönlerden toplumdan çok farklısındır ve uyum sağlayamazsın vs. vs… Ama bir insanı bu denli melankoliye, yabancılaşmaya götürecek; defalarca intihara sürükleyecek kadar kötü şeyler yoktu ortada. Ve hayata tutunamayan karakterlerin olduğu ve beni çok etkileyen diğer kitaplardan farklı olarak bu kitaptaki karakter hiç çaba göstermiyor hayata tutunmak için. Hani bir şeyler yaparsın, illa yaptığın şey toplumun senden beklediği şey olmak zorunda da değil, kendi hayalindeki şeyin üzerine gidersin de başarısız olunca, toplumun seni dışlamasıyla felan bu hale gelirsin tamam derim. Ama Yozo hiçbir şekilde kımıldamıyor bile. Suçu hayata, kadere, topluma, geçmişe yüklemek çok daha kolay çünkü… Mücadele etmek zor olan yol… Yazar neden böyle yazmayı tercih etmiş diye çok sorguladım açıkçası ve sonunda düşündüm ki yazar kendini anlatmış bu kitapta ve eğer sağlıklı bir psikolojisi olsaydı zaten intihar etmezdi. Dolayısıyla hayatının direksiyonunu eline alacak kuvveti olsaydı, çözüm yollarını bulabilecek zihinsel ve de psikolojik kapasiteye sahip olsaydı zaten hayatı bu şekilde yaşamazdı. Kitabı da kendi zihninin ve de psikolojisinin ürünü olduğuna göre aslında kitabına da şaşırmamam gerekir. Bu ara sıklıkla kullandığım bir sözü tekrar kullanacağım: “Geçmişin kurbanı olabilirsin ama geleceğin mahkumu olmak zorunda değilsin.” Yani geleceğimizi inşa etmek bizim elimizde. Her ne yaşamış olursak olalım geçmişi değiştiremeyiz ve geleceğimizi kurtaracak olan yine biziz. Popüler kültürün kapıldığı bir furya var ki her şeyi topluma, hayata, kadere yıkıyor ve insanı eylemsizliğe sürüklüyor. Empoze edilen ‘suç sende değil toplumda’ önermesi de insanları depresyona, karamsarlığa itiyor ve bu durum daha konforlu olduğu için de insanlar bu yargının peşinde intihara kadar gidiyor… Toplum mükemmeldir, geçmişin yüklerinin üzerimizde hiç etkisi yoktur gibi bir şey demiyorum, yanlış anlamayın. Demek istiyorum ki topluma, geçmişimize, şimdimize rağmen eğer biz bir şeyler yapmazsak, çaba göstermezsek, mücadele etmezsek hiçbir şey kendiliğinden değişmez ve geçmişin kurbanı olduğumuz gibi geleceğimizi de mahkum ederiz. Geleceğimizi mahkumluktan azâd edecek olan bizim mücadelemiz olacaktır. Bu bilinçte olmamız gerekir diye düşünüyorum. Kitabı okuyacak olanlara önerim kesinlikle depresif bir ruh halinde okumayınız. Zira çok kötü etkilenebilirsiniz… Kitap ile kalın dostlarım, görüşmek üzere…
Edebiyat
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai · İthaki Yayınları · 202560,4bin okunma
·
828 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bazı insanlar kurban modda olmayı sever. Kınadığım bir yerden söylemiyorum bunu ama hakikaten sağlıklı bir durum değil ve hep bireyin ömründen götürür kurban modda olmak... Mücadeleyi seçemez çünkü mücadele edebilmesi için bazı insanların psikolojik desteğe ihtiyacı vardır, içindeki bazı şemaların değişmesi gerekir. Sevgi eksikliği en büyük travma.. Serhat Yabancı şöyle der: " Varken yok olan ebeveynler bireyin en büyük travmasıdır ". Tüm insanların en temel ihtiyacı sevgidir ve insanın bunu en güvendiği ailesinden alamaması büyük yıkımdır. Yozo'ya üzüldüm ama yalnız değil. Sevgisiz büyüyen çok çocuk var maalesef🥺. Rabbim kalplerini ısıtsın, iyiliğe güzelliğe sevk etsin inşaallah her daim🤲🏻🪄✨️. Emeğinize kaleminize sağlık Emine İnen hanımcım, yine akıp giden bir inceleme olmuş 😇🧿,güzel incelemeniz için teşekkürler 🫠💖💐✨️. Sondaki motiveniz ve anlatımınız her daim şifa olsun inşaallah, güzel okumalar diliyorum 🥰⚘️
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Çok çok güzel özetlemişsiniz yine Fatma Hanımcım, yüreğinize sağlık. Kurban rolü gerçekten de çok daha konforlu mücadele etmekten ve insanların çoğu da konfor alanından çıkıp bir süre mücadele edip hayata tutunmak yerine o alanda debelenip duruyorlar maalesef ki… Sevgisiz büyüyen çocuklar hakkında dediklerinize ve o güzel dualarınıza da katılıyorum 🙏🫂🌸 Asıl ben teşekkür ederim vakit ayırıp okuduğunuz ve güzel yorumunuz için 🙏📚❤️ Hayat yolunda düşsek de kalksak da, incinip kırılsak da hiçbir şeyin kalıcı olmadığını, aslolan bizim mücadelemiz olduğunu unutmamak duasıyla diyeyim ben de 🤗🍀 Huzurlu güzel bir Pazar diliyorum…📚✨🌸🤍
Emine İnen rica ederimm zarif hanımefendiciğimm 🦋🙏🏻🪄✨️,âminnn gönülden güzel duânız için 🫠💖 Asûde pazarlar,istifadeli okumalar dilerim 🥰⚘️🤗
Emine İnen
Gönderi Sahibi
Fатма ᵕ̈♡︎ 📚🫂🌸🤗