·180 syf.····Okunma: 01 Şubat 2026 16:00 Felatun Bey ile Rakım Efendi Üzerine Eleştirel Bir Okuma
Ahmet Mithat Efendi, Felatun Bey ile Rakım Efendi’de Tanzimat aydınının ideal tipini kurmak isterken, romanı serbest bir anlatıdan çok yönlendirilmiş bir ders metnine dönüştürür. Felatun Bey ile Rakım Efendi arasındaki karşıtlık ilk bakışta ahlaki bir ayrım gibi sunulsa da, dikkatli bir okuma bu ayrımın ahlaktan çok kontrol, ölçü ve görünürlük üzerinden kurulduğunu gösterir.
Felatun Bey, yüzeysel bilgiyle donanmış, kulaktan dolma Batılılıkla konuşan, davranan ama düşünsel olarak kendini hiç yetiştirmemiş bir karakterdir. Dürüsttür; arzusu, cehaleti ve görgüsüzlüğü gizli değildir. Ancak bu dürüstlük, bilgiyle desteklenmediği için onu trajikomik bir figüre dönüştürür. Felatun’un ahlaksızlığı yüksek seslidir; kamusaldır; taşar. Bu yüzden cezalandırılır. Roman, onun düşüşünü neredeyse “hak edilmiş” gibi sunar. Okur, Felatun’a üzülse bile metin buna izin vermek istemez.
Rakım Efendi ise Ahmet Mithat’ın ideal Osmanlı aydınıdır: çalışkan, ölçülü, terbiyeli, akıllı. Ancak Rakım’ın ahlakı, eylemlerinin sonuçlarından çok niyet beyanları üzerinden temize çıkarılır. Can ve Matilda’nın, Canan’ın ve Josephine’in duygularını fark etmeyecek kadar “saf” olduğu iddia edilir; oysa bu iddia Rakım’ın zekâsıyla çelişir. Rakım hiçbir ilişkiyi açıkça başlatmaz ama hiçbirini de net biçimde bitirmez. Böylece şu konforlu pozisyonu elde eder: “Ben istemedim, onlar oldu.”
Felatun Bey’in Rakım’a yönelttiği “kendini geri çekiyormuş gibi yaparak kadınları kendine çekiyorsun” ithamı, romanın en dürüst ve en sarsıcı cümlelerinden biridir. Çünkü bu cümle Rakım’ın pasif masumiyetini bozar. Rakım, arzunun farkındadır ama sorumluluğunu üstlenmez. Ahlak, burada bir davranış ilkesi olmaktan çok sonradan devreye sokulan bir gerekçe hâline gelir.
Romanın sonunda Rakım’a duyduğu aşktan yataklara düşen kadının iyileşmesi ve evlenmesi, anlatısal bir güvenlik önlemidir. Bu mutlu son, Rakım’ın “tehlikeli olabileceği” ihtimalini bilinçli olarak bastırır. Oysa okur şu soruyu sormaktan kendini alamaz: Eğer bu kadın ölseydi, Rakım hâlâ ahlaklı sayılacak mıydı? Bu soru, Ahmet Mithat’ın özellikle cevaplamaktan kaçtığı sorudur.
Ahmet Mithat’ın okurla sürekli konuşması, araya girip yönlendirmesi ve Rakım’ı koruma refleksi tam da bu yüzden devreye girer. Çünkü iki karakter de kusursuz değildir. Felatun açıkça yanlış yapar; Rakım ise zarar verme ihtimalini sessizce taşır. Yazar, okurun bu gri alanı fark etmesinden çekinir ve “Rakım gibi olunmalı” mesajını garantiye almak ister. Bu da romana pedagojik bir acelecilik, hatta sabırsızlık kazandırır.
Sonuç olarak Felatun Bey ile Rakım Efendi, ahlakın değil ahlakın nasıl sunulduğunun romanıdır. Felatun dürüst ama bilgisizdir; Rakım bilgili ama zararsız değildir. Bugün romanı canlı kılan şey, Ahmet Mithat’ın söyledikleri değil, söylememek için bu kadar uğraştıklarıdır. Rakım Efendi ideal olabilir; ama tehlikesiz değildir. Felatun Bey ise gülünç olabilir; ama samimidir.
Bu yüzden modern okur, Felatun’a üzülürken Rakım’a mesafeli durur. Ve tam bu noktada, Ahmet Mithat’ın öğretmenliğiyle okurun eleştirel sezgisi karşı karşıya gelir.