Kitabı okumaya başladığımda yaşadığım gülme krizleri, sayfalar ilerledikçe yerini derin bir sessizliğe ve nihayetinde *buruk* bir hüzne bıraktı; bu da Aziz Nesin’in kara mizah tekniğindeki eşsiz ustalığını ortaya koyuyor.
Kitabın kalbindeki o *burukluk*, sadece devletin işine gelince mantığıyla işleyen bürokratik absürtlüklerden değil, bu düzeni besleyen toplumsal zihniyetten de kaynaklanıyor.
Yaşar’ın hikayesi yalnızca bürokratik bir krizi değil; içine aşkı, aileyi, dostlukları ve ihanetleri de katarak, insan ilişkilerinin en derin duygusal çıkmazlarıyla harmanlanmış bir toplumsal hayat mücadelesini anlatır.
Ana Fikir
Romanın ana fikri, hem bürokraside hem de toplumda işine gelince davranışlarını eleştirmektir. Kitap hem devlet mekanizmasını, hem de toplumsal reflekslerimizi ustalıkla sorgular.
Aradan geçen yarım asra rağmen devlet mekanizması ve toplumsal reflekslerin hala neredeyse aynı olması, bana Levent Kırca’nın zedelenmemiş görevci gülmece skeçlerini ve şu konuşmasını hatırlattı. Tüm programı izlemenizi tavsiye ederim. : youtube.com/clip/UgkxVVmr0I...Özet&Yorum Kurgusal Deha
Roman, alışılagelmişin dışında bir kurguyla başlar: Kahramanımız Yaşar, hapishanede her akşam koğuş arkadaşlarına hayat hikayesini anlatan adeta usta bir meddah gibidir. Yapı, bir dizi film kurgusunu andırır:
- Gerçek Zaman hapishanede akarken,
- Geçmiş Zaman Yaşar’ın trajikomik anılarında can bulur.
Yazar, bizi en başta Yaşar’ın hapishaneden çıkmaya yakın, adeta nirvanaya ulaştığı dönemde karşılar. Ardından, hayata 1–0 yenik başladığı masumiyet yıllarına geri götürür.
Toplumsal Ayna
Hikayesine öncelikle devlet dairelerindeki en çok bilinen konuya değinir: Daha kapıdan girer girmez oradan oraya yönlendirilen, sonunda ise elimiz boş dönme ihtimali yüksek olan bir kurum olması: Kimlik, Şehit ama Asker Kaçağı, Miras, Şapka, Fazladan üç çocuk, Kadın ama Asker Kaçağı, …
Bunun toplumdaki yansımasını da; bu iş benim işim değil, ona(?) sor ama sonuçta hiçkimsenin işi(!) çıkan kavramı somutlaştırır.
Benzer biçimde, yanlış kayıtların var olduğu bilinir; kanlı canlı gerçekler ortadayken bile bu yanlışlar doğru kabul edilir. Kimse sorumluluk almaya, gerçeği dile getirmeye ve doğru adımı atmaya cesaret edemez: Yaşıyor ama Yaşamıyor, Akıllı ama Deli, …
Toplumdaki karşılığı da nettir: Herkes yapılanın yanlış, eksik ya da hatalı olduğunu bilir; ama yapmaya devam eder. Adalet için Cesaret yoksunu olmamızı eleştirir.
Hapishane bölümlerinde ise hırsızlığın bile bir namusu vardır (Namuslu Hırsız Hırsızın Malını Çalmaz) ilkesiyle karşılaşırız. Toplum, hırsızlığı suç olarak görse de, hapishanede bu suçun bile kendi içinde katı kurallara bağlanmış ve meşrulaştırılmış olması; yanlışın kitabına uydurulduğunda nasıl kanıksandığını ve bu çarpık düzenin nasıl içselleştirildiğini yüzümüze çarpar.
Yazar, Anşe'nin yanında çalıştığı köşkün sahibesi üzerinden de sert bir eleştiri getirir: Geçmiş hukuku veya vefayı hiçe sayan, sadece kendi anlık konforuna odaklanan, empati yoksunu bu seçkin profil; aslında gücü arkasına aldığında nasıl bencilleşebildiğimizin resmidir.
Özellikle minibüs kapı kollarının kullanımıyla ilgili hikayesi, *toplumdaki empati yoksunu bilmeyen çok bilmişlere** dair muntazam bir metafordur.
Roman; varolan hakkın bir anda elinden alınabileceğini veya bir anda olmayacak durumlarla karşı karşıya bırakabileceğini, buna karşı çoğu zaman yapılacak pek bir şey olmadığına varsa da torpille ancak ilerlenebileceğine de değinir. Şapka, Satılmış Satı Bey, …
Ve hatta bazen gücü elinde bulunduranların yanında durmak zorunda kalındığını atlamaz. Karşılama Töreni, Herşeyin Esası Mantık, Riçırt, …
Tüm bunlarla devletin, halkın bir yansıması olduğunu anlatmaya çalışır. Özetle işine gelinceler her yerde. “Yaşar Yaşamaz”dan "Yaşar Yaşar"lığa
Romanın sonunda Yaşar, dış dünyada öğrenemediklerini "hapishane okulunda" öğrenerek kendini aşar. Artık o eski dürüst ve masum Yaşar Yaşamaz gitmiş; yerine gerçeğin değil kayıtların, dürüstlüğün değil kurnazlığın prim yaptığı bu işine gelince dünyasında oyunu kurallarına göre oynamayı öğrenmiş kurnaz ve zengin Yaşar Yaşar gelmiştir.
Bu dönüşüm, her ne kadar karakterin muradına ermesi gibi görünse de, dürüstlüğün sistem karşısındaki mağlubiyetini temsil ettiği için okurda o kaçınılmaz burukluğu bırakır.
Çünkü Çelen’in de dediği gibi, hepimizde biraz Yaşarlık ve bu çarpık düzenin bir parçası olma hali var.
Eğer hala okumadıysanız, gülmekle ağlamak arasındaki o ince çizgide yürümeye hazır olun.
#Özet&Yorum #AzizNesin #YaşarNeYaşarNeYaşamaz #İşineGelince