Gönderi

7/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 00:00
Vian’ı ilk kez okuyorum ve dili oldukça akıcı, bir solukta okunur cinsten ama nasıl desem; böyle mükemmel bir dil, mükemmel bir edebiyat var diye akmıyor. Bazı edebi metinler vardır, insanı edebiyatla boğar; bunu seven biriysen bayıla bayıla, hızla okursun. Burada benim hissettiğim şey bu değildi. İnanılmaz absürt olduğu için bir solukta okuyorsunuz. Bu aslında oldukça ilginç bir tecrübe oldu benim için; daha önce böyle bir şey okumamıştım. Yani edebiyat yok demiyorum, bambaşka bir edebiyat var demek istiyorum. Genel olarak kitabın absürtlüğü edebi tonu biraz hafif kalsa da bazı noktalarda kurduğu cümleler ve bazı eleştirileri oldukça güzeldi. Ama genel olarak Jean Sol Partre parodisinden sanırım hoşlanmadım. Çünkü doayen denebilecek bir yazar ve felsefeciye bu kadar itibarsızlaştırıcı bir eleştiri(?) yazılmasını estetik olarak doğru bulmadım. Bu yapılan eleştiri, parodi bana zekice ve entelektüel bir atıftan ziyade kıskanç bir çocuğun havlaması gibi durdu. Buradaki rahatsızlığım Sartre’ın eleştirilemez olması değil, Vian'ın bahsettiği Sartre değilde başka bir yazar olsaydı da bu şekilde sert ve hürmetsiz bir tavırla birisini körü körüne takip etmeyi eleştireceğine ikna olsaydım, bu beni rahatsız etmezi. Ama Vian bunu değil direkt Sartre'nin kendisine dair bir saldırıda bulunuyor bence. Bu kişisellik hoşuma gitmedi kısacası.Eleştiri fazlasıyla Sartre'ye yönelikti. İki yazarın hayat görüşleri, hatta dini görüşleri benzer noktalarda dursa da Sartre’da Tanrı’nın yokluğunda bile hürmete değer görülen bir insanî ihtiyaç varken, Vian’da “yoksa hiçbir şeye de değmez” gibi bir tavır görüyoruz. Sartre “annen ölse bile ona duyduğun ihtiyaç gerçektir ve kıymetlidir” derken, Vian bu ihtiyacı yetişkin bir adamın emzik emmek istemesi kadar absürt gösteriyor. Bu dalga geçer gibi tavır benim hoşuma gitmedi. Sonradan Sartre’ye “Partre” diye parodi oluşturmasını araştırdığımda Sartre ile Vian’ın karısının uygunsuz bir ilişki yaşadığını öğrendim. Aslında Vian, Sartre’a neredeyse Chick kadar hayranmış. Bu noktada yapılan saygısızlık daha makul bir zemine oturdu, Sartre da az değilmiş :D Ama kişisel zevkim açısından bakarsak, ne yaşanırsa yaşansın bu kadar kişiselleşmiş bir tavrı edebiyatın içinde görmekten hoşlanmıyorum. Bir karakterin değersiz olması, ortaya koyduğu eserleri değersiz kılmaz gibi geliyor bana. Koca bir düşünsel ve edebi külliyatı böyle eleştirmek biraz da “kedi uzanamadığı ete murdar dermiş” hissi veriyor. Kitap boyunca kıskanç bir çocuğun havlamasını izliyormuşuz gibi hissettim. Bu bence keyifli bir edebiyat tarzı değil. Vian’ın yeteneğini yanlış alanda değerlendirdiğini düşünüyorum. Öyle görsel bir dili var ki, bunu bir kitapta tanımak yerine bir animasyonda görsem muhtemelen bayılırdım. Çağında animasyon üreten biri olsaydı, dönemin Tim Burton’ı olurdu gibi geliyor bana.Yetenek yanlış yerde değerlendirilmiş gibi hissettirdi. Çünkü okuduğum kitap kesinlikle kötü değildi. Ama içindeki birkaç küçük orijinallik bile karakterlerin ağzından o kadar çok dillendiriliyor ki, bir yerden sonra Vian’ın “Bak ben neler yapıyorum, gördün mü?” diyen bir çocuk gibi davrandığını düşünmeye başlıyorsunuz. Sorun göstermesi değil; bunu kusturana kadar yapması. Evlerin daralması, güneş ışığının çekilmesi gibi imgeleri yazarın bizim fark etmemize izin vermek yerine sürekli göze sokması, okurun hayal gücünü biraz elinden çalıyormuş gibi hissettiriyor. Kitabın güneşten aya geçen atmosferini sevmedim değil. ’’İnsanlar değişmez. Sadece eşyalar değişir.’’ sözünü baştan sona yansıtan bir Vian var ve bu gerçekten başarılı. Ama bunun sürekli vurgulanması hissini sevmedim. En sondaki Fare’nin vedası ise çok çok çok iyiydi. Kitabın okuduğum en güzel yeriydi. Hatta “bitirmeye değermiş, iyi ki sonuna kadar gelmişim” dedirtti. Kitabın başında daha bedensel ve yüzeyde bir aşk görürken, sona doğru Colin karakteri üzerinden her şeyini (hatta aklını bile) feda eden bir âşığa dönüşmesi bana çok hitap etti. Gemini ile kitabı tartışırken Zarifoğlundan örnek vermiştim: “Başıma düşmüş sevda ağı, Bir başıma tenhalarda kahroldum.” ve “Sensiz bu sessizlikle, Deli gibiyim sensiz.” Edebiyatta aşkın biraz tenhalarda yaşanması gerektiğine inanıyorum. Uluorta, bedende yaşanan aşklar bana doğru hissettirmiyor. Başta Colin de bana böyle hissettirmişti ama sona doğru her şeyini feda edip bir tenhada aşkının vedasını kabullenemediği noktada (Fare’nin bile bu acıya dayanamayıp Kedi’yle işbirliği yapması gibi bir absürtlükle) Vian benim takdirimi gerçekten hak etti. Keyifliydi. Okumaya değer, farklı bir tecrübeydi.
Edebiyat
Günlerin KöpüğüBoris Vian · E Yayınları · 20242,217 okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.