Ahmet Ümit ’in İstanbul Hatırası benim için sıradan bir polisiye okuması olmadı. Kitap bana hediye olarak geldi ama okudukça şunu hissettim: Sanki İstanbul’un kendisi bana bir hikâye anlatıyordu. Yaklaşık iki yıldır Ahmet Ümit’i düzenli olarak okuyan biri olarak bu kitabın, şimdiye kadar okuduğum eserleri arasında bambaşka bir yerde durduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yanlış hatırlamıyorsam sekizinci Ahmet Ümit kitabımdı ve evet, muhtemelen en kalınıydı. Ama kalınlığına rağmen tek bir an bile yormadı beni. Aksine, su gibi aktı; sayfalar hızla ilerlerken ben farkında olmadan İstanbul’un sokaklarında dolaşmaya başladım.
İstanbul Hatırası (Midi Boy) kitabı benim için özel kılan şeylerin başında İstanbul’un anlatımı geliyor. Ahmet Ümit, İstanbul’u sadece bir mekân olarak değil; yaşayan, nefes alan, hafızası olan bir karakter gibi ele alıyor. Şehrin kuruluşundan ilk adlarına, kiliselerinden camilerine, türbelerinden saraylarına kadar uzanan o kronolojik tarih anlatısı beni gerçekten derinden etkiledi. İstanbul’u hiç görmemiş birinin bile bu kitabı okuduğunda “Ben bu sokaklardan geçmiş gibiyim” diyebileceğine inanıyorum. Ben İstanbul’a gitmiş biri olmama rağmen, bu kitap bana İstanbul’u yeniden ve çok daha derinlikli bir gözle görme isteği verdi.
Roman, tarihle cinayetleri ustalıkla iç içe geçiriyor. Yedi cinayet üzerinden ilerleyen kurgu, her bir cinayeti İstanbul’un farklı tarihî noktalarına ve geçmişteki hükümdarlara, padişahlara yapılan göndermelere bağlayarak ilerliyor. Bu tarih–polisiye birlikteliği kitabı sıradan bir “katil kim?” sorusunun çok ötesine taşıyor. Üstelik yedi sayısının vurgusu benim için ayrıca anlamlıydı. Yedi benim hayatımda da özel bir yere sahip, uğurlu olduğuna inandığım bir sayı. Bu nedenle romandaki bu bilinçli tekrar, okurken benimle kitap arasında görünmez bir bağ kurdu.
Polisiye tarafına gelirsek… Cinayetler ilerledikçe, her iyi polisiye romanda olduğu gibi ben de katilin kim olabileceğine dair tahminler yürütmeye başladım. Çok nadir yanılan bir okur olarak burada da birkaç olasılık üzerinde durdum. Tam olarak tek bir isim söyleyemesem de, sona doğru yaklaştıkça tahminlerimden birinin doğru çıkması beni hem mutlu etti hem de düşündürdü. Çünkü iyi polisiyelerde genelde katil, “sonradan gelen biri” olmaz; başından beri oradadır. Yazar, sadece ince ipuçlarını fark edebilmemizi ister. İstanbul Hatırası (Midi Boy) da tam olarak bunu yaptı. Okurken beynimin gerçekten çalıştığını, nöronlarımın aktif olduğunu hissettim. Bu, bir kitapta benim için çok kıymetli bir duygu.
Kitaba puanım net: 9/10. Bir puanı kırmamın sebebi belki de katili büyük ölçüde tahmin edebilmiş olmam. Ama bu, kitabın gücünden hiçbir şey eksiltmiyor. Aksine, zekice kurulmuş bir kurgunun işareti gibi geliyor bana.
Ben tarihi seven bir okurum. Bu yüzden İstanbul Hatırası (Midi Boy) benim için sadece bir roman değil, aynı zamanda bir tarih yolculuğuydu. Kitabı bitirdiğimde şunu düşündüm: Eğer bir gün yeniden İstanbul’a gidersem, bu kez daha bilinçli, daha dikkatli gezeceğim. Ayasofya’yı, Süleymaniye Camii’ni, türbeleri, camileri, adını şu an sayamadığım nice tarihî yapıyı; sadece görmek için değil, anlamak için dolaşmak istiyorum. İstanbul’a “medeniyetlerin beşiği” denmesinin ne kadar doğru olduğunu bu kitapla bir kez daha fark ettim.
Ve evet, şunu gönül rahatlığıyla söylüyorum: Biz gerçekten çok şanslıyız. İstanbul gibi bir şehre, böylesine derin bir tarihe sahip olduğumuz için. İstanbul Hatırası (Midi Boy) bana bunu bir kez daha hissettiren, zihnimde ve kalbimde uzun süre yer edecek bir kitap oldu.
Keyifli okumalar diliyorum..
Yaklaşık on sene önce okuduğum kitabı tekrardan okur gibi oldum sayenizde hocam...her ne kadar katili hatırlamayasam da kitaba yakışır bir inceleme okudum. Her kim hediye ettiyse değerli bir okura hediye etmiş...
Emeğinize sağlık olsun...
Hediye eden kişi çok kıymetli..🌼
Bir kitabın yıllar sonra yeniden hatırlanmasına vesile olmak benim için en büyük mutluluk.
Bu zarif yorumunuz için gönülden teşekkür ederim 🌙