Kadıköy’ün arka sokaklarında tek başıma dolaştığım bir gün, daha önce hiç girmediğim bir sahafta karşıma çıkınca aldım bu kitabı. Okumak için elime aldığımda beni ilk şaşırtan şey, kitabın arasından çıkan bir ilaç kupürü oldu. Bu, daha önce belli bir dönem kullandığım ve pek kimsede olmayan bir ilaçtı; önceki okuru tarafından ayraç olarak kullanılmıştı. Belki basit bir detay ama bu durum kitapla aramdaki o ilk bağı kurdu.
Okudukça içinde kayboldum çünkü benden o kadar çok tesadüfi iz taşıyordu ki... Öncelikle olayların İstanbul Üniversitesi’nde geçmesi, sanki gün içinde gördüğüm birinin bu kitabı yazmış olduğu hissini uyandırdı. Şu an okulda arşivlerle ilgili bir yerde çalışıyorum ve kitapta da arşivlerin önemli bir yeri var. Sonra Paul Valéry... Yıllardır hayatımın her alanında şiirinden bir satırı kullandığım Fransız şair. Hayatımın çok zor zamanlarında yanımda olan o "Serenad" bestesi... Ve beni şu anki ben yapan, kişiliğimin büyük bir kısmını oluşturan çok değerli tarih öğretmenime olan benzerliğiyle beni şaşkına çeviren Maximilian Wagner...
Daha birçok benden parça taşıyan şey, birer ip gibi birleşti ve aramızda kopması imkansız derin bir ahenk oluşturdu. Bu kitap benim için sadece bir roman değil, sanki benden bir parçanın sayfaya dökülmüş haliydi. Zülfü LivaneliSerenad