Matt Haigİnsanlar kitabında , insan olmayı yücelten bir anlatıdan çok, insanlığı bir istisna hâli olarak ele alıyor. İnsan; aklın zirvesi değil, çoğu zaman aklın tökezlediği yerdir. Matt Haig’in kurduğu bakış açısı, insanı merkezden çekip biraz uzağa koyarak anlamayı dener. Çünkü bazen bir şeye ne kadar yaklaşırsan, onu o kadar eksik görürsün.
Romanda insan, mantıkla açıklanamayan bir varlık olarak belirir: tutarsız, duygusal, çelişkili. Ama tam da bu yüzden “insan”dır. Akıl burada hükmeden değil; duyguların gerisinden yetişmeye çalışan bir araç gibidir. Sevgi, fedakârlık ve acı; rasyonel bir karşılık beklemeden var olur. Bu da insanı, hesaplanabilir olmaktan çıkarır.
Bana göre İnsanlar kitabı, insanlığın kusurlarını bir zaaf değil, varoluşsal bir kanıt olarak sunuyor. İnsan olmak, doğru kararlar vermek değil; yanlışların farkına varabilme ihtimalini taşımaktır. Yıkıcılık bile, içinde bir anlam arayışını saklar. Bu yüzden insanlık, ilerleyen bir çizgi değil; tekrar eden bir denemedir.
İnsanlar, “neden yaşıyoruz?” sorusundan çok, “bunca şeye rağmen neden vazgeçmiyoruz?” sorusunun etrafında dolaşır. Ve cevabı büyük ideallerde değil; küçük, anlamsız görünen bağlarda bulur. Birine bağlanmak, bir şeyi sevmek, bazen sadece devam etmek…
Belki de insan olmanın felsefesi budur: Mantıklı olmadığı hâlde, hâlâ yaşamayı seçmek.