8/10
·382 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 00:55
Totalitarizmin Kaynakları 3 en nihayetinde seriyi bitirdim. Serinin son cildinde, Arendt iki totaliter rejimin karakteristik özelliklerini ve işleyişini derinlemesine inceliyor. Arendt, Hitler Almanyası ve Stalin Rusya'sını karşılaştırarak totalitarizmin evrensel özelliklerini ortaya koyuyor son ciltte. Kitabın Stalin'in ölümünden beş yıl sonra yazıldığını düşünecek olursak dönemine göre önemli ve etkili bir kitap. Üçlemeyi okurken aklıma hep şu soru geldi. Acaba Arendt bugün yaşamış olsaydı dördüncü cildi de yazar mıydı? Konusu ne olurdu mesela? Benim aklıma direkt "Siyonizm" olurdu gibime geliyor. Hem de çok güzel olurdu. Çünkü 1. ciltte Anti-Semitizm'in oluşumunu ve tarih içindeki gelişimini anlatmıştı. 2. ciltte emperyalizm yarışını ve onun sebep olduğu savaşlarlar ve ideolojik kutuplaşmaları anlatmıştı. Son ciltte de II. Dünya Savaşı'nın enkazını kaldırıp insanoğlu nerede hata yaptı diye soruyor. Hitler ve Stalin'in ideolojisini, partilerini yönetme şeklini, propaganda tekniklerini, tasfiye süreçlerini ve hatalarını irdeliyor. 4. cilt yazılmış olsaydı büyük emellerle kurulan İsrail Devleti'nin dönüşümünü, Nazi Almanya'sını öldürme yarışında geri bırakışını yazabilir miydi? Ben yapmış olduğum okumaların hepsinde günümüz içinde dersler çıkarmaya çalışırım. Totalitarizmin Kaynakları 3 kitabında ilgimi çeken en önemli eleştiri şu oldu: Demokratik ve liberal ilkelere sahip çıktığını iddia eden ülkeler 1938 yılında Hitler ile Münih anlaşmasını yaptı. Aynı ülkeler 1945 yılında Sovyet Rusya ile Yalta Anlaşması'nı imzaladı. Hitler ve Stalin bu anlaşmalardan cesaret bularak geniş çaplı işgal hareketlerine girişti. Tehlike kendilerine sıçrayana kadar da süreci kınamakla geçiştirdiler. Sanki buna benzer bir süreci bugün de yaşıyoruz. Trump demokrasiyi ve liberal ilkelerin altını oymaya çalışıyor. Attığı her adım bir sonrakine hazırlık mahiyetinde. Avrupalı ülkeler ise ya anlamamızlıktan geliyor ya da eleştirmekle yetiniyor. Kınayamıyorlar bile. Sonuçta Trump Venezuela petrolüne el koydu. Ve bunu aniden yapmadı, bir süredir söylemleriyle ortamı hazırlamıştı zaten. Sırada İran, Kanada, Grönland var. Avrupa sessiz kalmaya veya cılız önlemler almaya devam ediyor. Trump aynı zamanda kendi ülkesinde tıpkı Nazi SA'sı ya da Sovyet NKVD'si gibi işlev gören ICE teşkilatını sahaya sürdü. Anayasal yetkiye sahip olan kurumların görünürde yetkisi var ama gücü yok. Gizli teşkilatların ise görünürde yetkisi yok ama gücü var. İşte bu büyük bir tehlike. 1. Totaliter rejimler, sistematik terör ve yoğun propaganda yoluyla toplumu kontrol eder. Gerçeklik yerini ideolojik kurguya bırakır. (Naziler bunu çok iyi yaptı. Stalin ise özellikle Troçki'yi alt edip parti yönetimini ele geçirdikten sonra Rus Devrimi tarihini yeniden yazarak bunu yaptı.) 2. Yalnız ve yalıtılmış bireyler kitleler halinde organize edilerek ideolojik amaçlar için seferber edilir. Bireysellik tamamen yok edilir.(Nazi Almanya'sı bunu Ruslar'dan daha iyi yaptı. Rusya savaş döneminde bu güce erişebildi. Fakat orada küçük bir nüans var. Eğer Almanlar Ruslar'la girdiği savaşta sivil halka hoşgörülü davranmış olsaydı belki de böylesine büyük bir direnişle karşılaşmayacak ve Rusya'yı kolayca alt edebilecekti.) 3. Totalitarizm, insanın doğasını değiştirmeyi amaçlar. Spontanlık, özgürlük ve çoğulluk yerine tek tipleşme ve itaat getirir. (Rejim bunu başardığında sınırsız bir güce erişir. Fakat şöyle bir sakınca oluşur. Lider kültü ortadan kaybolduğunda yerine geçecek biri bulunumazsa itaat yerii kaosa bırakır. Hitler ve Stalin öldükten sonra yaşananlar ortada.) En nihayetinde Arendt'e göre totalitarizm, insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir olgudur. Sadece siyasi iktidarı ele geçirmekle kalmaz, toplumun bütün dokusunu dönüştürmeyi hedefler. Bu nedenle, totalitarizmin tehlikesi modern dünyada hâlâ devam etmektedir.
Siyaset
Totalitarizmin Kaynakları 3Hannah Arendt · İletişim Yayınları · 201852 okunma
·
133 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.