Yüklenmişim uçurumumu, yürüyorum.
Siliyor, siliyorum ebedî olmayan yolları,
Hava ve toprak gibi upuzun geçitler açıyorum.
Adımlarım bana düşmanlar peydahlıyor,
Benimle boy ölçüşebilen düşmanlar.
Yastığımdır uçurum, harabelerse şefaatçim.
Ölümüm ben, gerçekten.
Cenaze nutukları formülüm, siler ve beni silecek olanı beklerim,
Büyüsüz büyücü, rüzgârın hafızasında böyle yaşarım ben.
Buldum tınısını asrımızın, keşfettim melodisini.
(Kum gibi paramparça, çinko gibi eriyen asır,
Sürüler diye adlandırılan bulutlar, beyinler denilen örselenmiş tuvaller.
Boyun eğiş ve serap asrı, kuklalar ve korkuluklar asrı.
Yiyip bitiren ânın asrı, dipsiz dağılışın asrı.)
Yok bu asırla benim gönül ilişkim,
Darmadağınım, hiçbir şey toplayamaz beni.
Beslediğim arzu ejderhanın sanki yakıcı soluğu.
Ha doğdu ha doğacak bir güneşin göğsünde yaşıyorum gizlice.
Sığınıyorum gecenin çocukluğuna.
Başımsa sabahın dizinde dinlenmede.
Çıkıp gidiyorum, yeni hicretlere yazılmış yolum,
Ama yok beni bekleyen hiçbir vaad.
Bir nebiyim ben, her bir şeyden şüphe eden.