Mem û Zîn, Cizre'de 1450/1451 yılında yaşanan ve 17. yüzyıl sonunda Ahmed-i Hani tarafından manzum bir eser olarak yazıya geçirilen destansı aşk öyküsü. Sadık Yalsızuçanlar, eseri Türkçeye çevirerek yayına hazırlıyor ancak edebi zenginliğinden de ödün vermiyor. Kürtçe yazılması dolayısıyla da ayrı bir önemi olan eser Cizre Botan çayının Dicleye birleştiği yerde bir mekan olan Botan da geçiyor. Eğer aşk trajedi olmazsa aşk olmaz, hikayesi de anlatılmaz… nice sevenler aşıklar vardır lakin mutlu hikayeler diller de dolaşmadığı için unutulur, Trajik hadiseler ise dillere destan olur.
Mem ile Zin, Tacdin ile Sitti birbirlerine aşık gençlerdir. Tacdin muradına erer Sitti ile lakin Mem ile Zin birbirlerine dünyada kavuşamazlar, çekmiş oldukları ızdırap onları beşeri aşktan ilahi aşka yükseltecektir. Mem ile Zin arasına bozan Beko adında kurnaz, hilekar, hakime felsefe okutacak, şaire vezin öğretecek, bilgine ders verecek, şeytana papucunu ters giydirecek, içi dışı kapkara biri vardı ki, Botan beyinin aklına girip Mem’i zindana attırdı, Zini perşan etti…
Sırrını ifşa etme diyen Cudi dağı, Mem ile öyle güzel konuşuyor ki, toprakla maden yeniden yorumlanıyor adeta…
Eser edebi yönden zenginliği, akıcılığı ve okuyucuya ders verirken Kurani mesajların verilişiyle muhteşem.