Uzun zamandır okumak istiyordum. Kapağı, adı ve hikâye başlıkları hep aklımın bir köşesindeydi. Normalde PDF kitap okumayı çok sevmem ama deli kadın hikâyelerini o kadar merak ediyordum ki artık dayanamayıp PDF olarak okumayı seçtim. İyi ki de okumuşum bir günde bitirdim çünkü hem dili akıcıydı hem de insanı içine çeken bırakmak istemediği türden bir kitaptı. Mine Söğüt'ü ilk kez bu kitapta okudum ve kalemi gerçekten çok hoşuma gitti; sert ama abartısız etkisi uzun cümleler kuruyor.
Kitap toplamda 21 Öykü'den oluşuyor. İçerisinde resimli görseller ve küçük alıntıların olduğu sayfalar var. Her öyküde başka bir kadının hayatına, iç dünyasına ve yaşadıklarını tanık oluyoruz aslında. Kimi bir kayıpla baş etmeye çalışıyor, kimisi hayatta tutunacak bir yer arıyor, kimisi de yaşadığı şeyler yüzünden işten içe parçalanıyor. Hikâyeler farklı gibi görünse de aslında hepsi de aynı duyguda birleşiyor yalnız bırakılmışlık hissi.
Deli denilen kadınların aslında deli olmadığını, yaşadıkları yüzünden bu noktaya sürüklendiklerini düşündürüyor kitap. Kitabın verdiği toplumsal mesajlar çok güçlü. Sadece erkekten kadına uygulanan baskı ya da şiddet değil, kadının kadına uyguladığı yargılayıcı, kırıcı tavırlarda açıkça hissediliyor bu yönüyle kitap bugünkü topluma da zaten çok bağlantılı anlatmama gerek yok.
Okurken bu anlatılanlar geçmişte kalmış demiyorsun yani tam tersini hâlâ yaşadığımız şeyler gibi. Görmezden gelinen sorunlar, suskunluklar ve alışılmışlık hissi öykülerin arka planında sürekli var. Yazar acıyı süslemiyor aksine olduğu gibi bırakıyor bu yüzden daha çok etkileniyor insan. Metinlerin arasına serpiştirilen kısa alıntılar ve görsel detaylarda kitabın havasını güçlendirmiş çok sevdim bu detayı.
Özellikle birkaç bölüm beni diğerlerinden daha fazla etkiledi bunları söyleyecek olursam; Annemin o harikulade saçları, anne kız ilişkisini güzellik ve kader üzerinden ele alırken, anneden kıza geçen görünmez yaraları ve kadın olmanın çok erken yaşta başlayan ağırlığını hissettiriyor. İkinci etkilendiğim hikâye, İçinde ateşe yakın bir şey olan kadın, toplumdan dışlanmış, deli olarak etiketlenmiş bir kadının yalnızlığını ve bastırılmış öfkesini anlatıyor. İçindeki ateş hem yaşama tutunma isteğini hem de onu yakan acıyı simgeliyor burada. Üçüncü etkilendiğim hikâye, Naz neden Derine gömmemiş kediyi bu bir çocuğun yaşadığı travmayı nasıl normalleştirdiğini ve kimsenin fark etmediği bir suçluluk duygusunun nasıl büyüdüğünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor bize. Dördüncü etkilendiğim bölüm ise, Maharetli pembe el burada ise bir annenin kendi bedeninden korkmasını, annelik, suçluluk ve delilik sınırında verdiği sessiz mücadeleyi anlatıyor. Genele baktığımda hem farklı bir bakış açısı kattı hem de uzun süre zihnimde kaldı deli kadın hikayeleri toplumsal yüzleşmelerle ilgilenen herkese gönül rahatlığıyla öneririm.