Kitap boyunca sosyal, politik ve insana dair birçok meseleye ironik ve yer yer acımasız bir dille yaklaşıyor. Günday’ın burada yaptığı şey aslında bildiğimiz şeyleri süslemek değil; bildiğimiz ama görmezden geldiğimiz şeyleri tekrar yüzümüze çarpmak.
Öykülerin önemli bir kısmı devlet, iktidar ve sistem eleştirisi üzerine kurulmuş. Özellikle İmparatorluk Özel Kalem Müdürlüğü’nün Dikkatine gibi metinlerde devletin vatandaşa bakış açısı alaycı ve sert bir dille ters yüz ediliyor. Bürokratik dilin soğukluğu içinde insanın nasıl değersizleştirildiği hissettiriliyor. Siyaset Akademisi 12. Dönem Sözlü Sınavı gibi öykülerde ise siyaset, neredeyse bir tiyatro sahnesi gibi ele alınıyor; ezberlenmiş cevaplar, boş söylemler ve gerçeklikle bağını koparmış bir sistemin ironisi öne çıkıyor.
Bazı öykülerde bu eleştiri daha da genişliyor. Örneğin Üst Düzey Yazışmalar gibi metinlerde insan-hayvan ilişkisi üzerinden bile insanın şiddeti ve duyarsızlığı gösteriliyor. Günday’ın dili burada özellikle rahatsız edici bir noktaya geliyor; çünkü anlatmak istediği şeyi yumuşatmıyor, tam aksine keskinleştiriyor. Kitapta yer alan öykü isimleri bile başlı başına bir mesaj taşıyor; uzun, bürokratik, neredeyse makale ya da rapor başlığı gibi duran isimler, içerikteki ironiyi daha baştan kuruyor. Dünyanın İlk Klon Devlet Başkanı ve İç Burkan Dramı ya da Toplum İnşası ve Mühendisliğinde Bir Yalıtım Malzemesi Olarak İnsan Eti Kullanımına İlişkin Kılavuz gibi başlıklar bile zaten kitabın tonunu özetliyor: ciddi görünen şeylerin içinin ne kadar absürt olabileceği.
Kitap boyunca dikkat çeken şeylerden biri de Günday’ın küçük metinlerle büyük cümleler kurması. Birkaç sayfalık öykülerde bile toplum, birey, devlet ve güç ilişkileri üzerine ağır eleştiriler var. Kısa olmalarına rağmen bazı hikâyeler uzun