Devrimci, odadaki en büyük, en eski sarkaçlı saate yaklaştı. Paslı pirinçten yapılmış kadranında çatlaklar vardı. Parmağını nazikçe saatin yüzeyinde gezdirdi. "Bu saat eskiden bir kent meydanında dururdu. Her sabah güneşle birlikte uyanır, her akşam yıldızlarla birlikte uyurdu. Şimdi ise burada, senin zamanını bekliyor."
Saatler Selim'in her kelimesiyle daha da hızlanmaya başladı. Küçük bir cep saati çıldırmış gibi vızıldıyor, büyük bir guguklu saat aralıksız ötüyordu.
Diktatör'ün kaşları çatıldı. "Ne yapıyorsun sen? Bu bir illüzyon!"
Selim gülümsedi. "İllüzyon mu? Yoksa gerçek mi? Bu saatler, senin hükmün altında geçen her ânı, her acıyı, her umudu kaydetti. Dinle."