·176 syf.····Okunma: 06 Şubat 2026 03:49 Kitabın içinde yer alan her kısa öyküde bir kadını daha yüreğime aldım; midem bulandı, içimde adeta karıncalar (belki de çirkin, çok çirkin böcekler) dolandı. Mine Söğüt’ün okuduğum ilk kitabıydı. Satırların arasına sinsice gizlenen trajedileri okudukça duraksadım. Bu yüzden kitabı bitirmem biraz zaman aldı. Kitap bittiğinde ise kafamın içinden başlayarak mideme kadar gelen o acı ve ekşi hisse uygun bir şeyler yazamayacağımı biliyordum. Çünkü bu acılar her ne kadar ortak olsa da, içimdekini Mine Söğüt’ün son satırlarındaki kadar iyi ifade edemeyeceğimi fark ettim:
“Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam... şehir tehditten arınır mı?.. binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu?
Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar önlerine atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim.”