Nilgün Marmara’nın Slyvia Plath üzerine yazdığı tez çalışmasını okuduktan sonra, ayrıca herkesin övgüyle bahsetmesi üzerine bu kitabını ve daktiloya çekilen şiirlerinin kitabını aldım.
Edebiyatçı değil, yalnızca okurum. Bu nedenle bir yazarı yargılamak -vefat ettiği için tercih etmiyor da olabilirim- benim işim değil. Ancak defterine yazdığı bu sıradan notlara verilen önemi anlamlandıramadığım doğru. Öyle ki, bu defter Nilgün Marmara’nın vefatından sonra annesinden alınarak çarpıtılmış bir şekilde kitap haline getirilmiş. Eşi de bundan doğan yanlış anlaşılmaları (kendisi için eşini hiç sevmiyordu algısını) düzeltmek adına defterin tamamını yeni bir kitap olarak bastırmış.
Kitap, eşinin işi sebebiyle gittikleri Libya’da sevdiklerine yazdığı mektuplarla başlıyor. Bir insanın defalarca kez aynı şeyden dem vurması ne kadar sıkıcıdır değil mi? Nilgün Marmara, hiç sıkılmadan aynı problemleri herkese farklı şekilde anlatmaktan pek sıkılmamış belli ki. Bazılarına birtakım oyun denemelerinden bahsetmiş ve anekdotlar da kondurmuş içine. Libya’da epey sıkıldığını söyleyebilirim.
Sonraki sayfalara, mektuplarında bahsettiği oyunu eklenmiş. En sona ise intihar mektubu ve yazarın biyofrafisi.
Velhasılkelam, bir yazarın müsvedde defterinden çok şeyler beklenmemelidir zaten. Ben de iç dünyasını görebilmek, intiharının ve Slyvia Plath’le ilgili yazdığı tezin arasındaki bağı kurabilmek, en çok da yazarın bu kadar saygınlık ve popülarite kazandığı bu dönemde bunun nedenini kavrayabilmek için okumak istemiştim. Birtakım izlenimler de elde ettim elbette. Ancak intihar etmiş bir insanı eleştirmek bence çok kabaca. Edebi eserleri de neredeyse hiç olmadığından, onlar üzerinden de eleştiri yapmak olanaksız. Sonuç olarak, yalnızca okudum ve bitirmeye çalıştım. Olumlu/olumsuz izlenimlerimle