Dora, hayatını sıkıcı ve pek de hayat adanacak kadar matah olmayan bir adama adar; bu adamın ölümünden sonra hayatının merkezine kızı geçer. Dora, bir bakıma bir madonnadır: arzusuz bir nesne, patriyarkanın istediği tipik anne kadın. Konfor alanından uzaklaşmaz, sahip olduğuna her zaman şükür içindedir, tıpkı kocası gibi. Hayır, kocası gibi değil; çünkü o çok sıradan ve düz insanın bile arzuları, heyecanları ve uygunsuzlukları olmuştur. Bunu öğrenince, nedense kişiliğinin böyle olduğunu düşündüğümüz kadın farklı birine dönüşür. Adeta ayağına zincirlenmiş bir cesedin ağırlığından kurtulmuş gibidir. Konfor alanını paylaşacağı ve risksiz yaşamına devam edeceği biri olmayınca bundan vazgeçebilmektedir.
Ardından Dora, bir Madonnadan beklenmeyecek şeyler yapar ve evli (ya da evlimsi) bir adama gönül koyar. Bu izdivaç çok sürmez çünkü malum erkek, Dora’nın kızıyla -genç ve hayat kokan, annesinin aksine- Lisa ile evlenir.
Lisa’ya parantez açmak istiyorum. Lisa biraz tanıdık bir karakter. Etrafındaki kadınları, Maureen Murdock’un tabiriyle “tanrıçalar”ı reddediyor; çünkü bunların hepsi birbirinden çaresiz ve yalnız kadınlar. Biri neredeyse deli, öteki yaşına bakmadan süslenen püslenen bir kaynana; annesi ise yaşayan bir ölü. Diyaloglarda hep görüyoruz: Lisa onlardan nefret etmese bile onlar gibi olmak istemiyor. Onlar gibi olmayacağını, hostes olacağını, gençliğini yaşayacağını, kendi kıymetini bileceğini söylüyor. Ve babası gibi hırs düşmanı biri de değil.
Belki de en çok onlar gibi olmaktan korktuğu için, babası yaşındaki adamla evlenmeyi kabul ediyor. Bilmiyor ki yağmurdan kaçıp doluya tutulduğunu. Bunu bilmesini beklemek, bunu öngörmek 17 yaşına yeni basmış bir kız için saçma olur zaten.
Yani Lisa, dünyayı gezme, çalışan ve bir erkeğe muhtaç olmayan bir kadın olma hedefinden vazgeçiyor. Bunun yerini orada burada yazlık ev sahibi olmak ve kürk giymek alıyor. O zaman Lisa, o kınadığı kadınlardan ne kadar farklı oluyor? Ne kadar konfor alanından çıktı, ne kadar kendine değer verdi? Annesinin hayatını bir adama adamasıyla Lisa’nın bu “moruğa” adaması arasında ne fark kaldı? Kız 18–29 yaşlarında da çocuk sahibi oldu. Annesine kendisinin farklı olduğunu ve gençliğinin, yılların kıymetini bildiğini söyleyen Lisa’nın başına bunlar geldi işte.
Kitabın içinde işlenen pek çok feminist tema var. Ben dilini beğendim; fazla kitap okuyamadığım bir dönemde çok kolay ve keyifle okudum.