Hacmi küçük ama ağırlığı epey büyük bir kitaptan bahsetmek istiyorum bugün. Konumuz Fareler ve İnsanlar. Yazardan okuduğum ilk kitap olması hasebiyle beni epey heyecanlandıran bir eserdi açıkçası. Bu heyecanla kitaba başlamak elbette karakterlerle bağ kurmakta oldukça yardımcı; ama gelin görün ki buna gerek kalmıyor. Öyle basit bir şekilde başlıyor ki öylesine konuşulan bir sohbet havası veriyor. Anlattığı yaşantıların zorluğu ve karakterlerin birbirleriyle olan ilişkileri ise tam zıddı. Acının, sevginin ve değişememenin yarattığı uç duygular, çözülemeyen davranışlar ve hayatın getirdiklerine karşı koyamamanın verdiği o bırakmışlık hissi mevcut. Baş karakterlerimiz George ve Lennie arasındaki ilişkiyi ele alacak olursak, Lennie’nin George’un başına her seferinde türlü sorunlar çıkarmasına rağmen George’un onu bırakmak istemeyişi ve bir yerde ona acıyor oluşu, bu ilişkinin temelinde bir çıkar ilişkisi olmadığını açıkça gösteriyor. Ayrıca Lennie’nin ona karşı duyduğu sonsuz güven ve sevgi, ikisinin de güzel bir hayatı hayal ediyor olması güzel örnekler olarak sunulabilir. Bulunduğu hayattan daha iyisine ulaşma isteği yan karakterlerde de var. Buna en büyük örneklerden birinin Curley’nin eşi olduğunu düşünüyorum. Burada ayrıca değinmem gereken bir nokta var; o da Curley’nin eşinin isminin dahi olmaması. Yazar, kitapta bu şekilde bir yol izleyerek kadın olmanın zorluğunu ve gerçek hayatta toplumun kadın varlığına silikmiş gibi davranmasını ele alıyor. Hatta daha derine inecek olursak, diğer karakterlerin hayal kurma hakkı varken bu hanımefendinin elinden hayal kurma hakkının dahi alınmış olması dikkat çekiyor. Bu kadar duyguya değindikten sonra kitabın genel havasına ve mesajına değinmemek olmaz. Az önce de değindiğimiz gibi kitap boyunca ortada bir hayal var: Kendine ait bir çiftlik hayali. Öyle ki para toplamaya çalışıyorlar, çalıştıkları yerden birileriyle ortak olmaya çabalıyorlar ama bu da mümkün olmuyor. Derin bir hayal-gerçek çatışması var. Böylesine büyük bir hayali kurarlarken, bulundukları işle buna ulaşabilmeleri neredeyse imkânsız. Güzel olan kısım ise her ne kadar gerçekler yüzlerine vursa da asla hayal kurmaktan vazgeçmiyor olmaları. Bu durum, belki de şu anki dünya düzeninin en acımasız noktalarından biri. İşte tam bu esnada, ne kadar çabalasak da ulaşamayacağımız bir emel için ter dökmenin gerçekten mantıklı olup olmadığı ya da buna değip değmediği sorusu ortaya çıkıyor. Bu ise bambaşka bir felsefi tartışmaya yöneliyor:“O hâlde bahsettiğimiz kriterleri göz önünde bulundurursak yaşamın anlamı var mıdır?” Bu küçük önermelerden de göreceğimiz üzere kitabın oldukça kapsamlı bir yapısı var. Bir başka değineceğim konu ise karakterler arasındaki zıtlık. George daha kısa, korumacı ve ileriyi düşünen biriyken; Lennie daha uzun ve cüsseli, umursamaz ve anlık yaşayan biridir. Şahsen Lennie’nin zihinsel bir engelinin olduğunu düşünüyorum. Zaten olaylar da büyük ölçüde bu durumdan kaynaklanarak ortaya çıkıyor. Kitabın başından sonuna kadar sevdiği şeylere dokunmak için çaba sarf ederken, her birine yanlışlıkla zarar vermesi ya da öldürmesi (ki buna Curley’nin eşi de dâhil) gerçekten içler acısıdır. Sevginin en masum, en çocuksu hâliyle yaklaşırken aslında onlara zarar verdiğinin bile farkında değildir. Sevdiğini bırakmak, onu uzaktan sevmek Lennie için gerçekten zorlayıcıdır ve bu durum gerçek hayata yansıtıldığında oldukça dramatik bir hâl alır. Hatta öyle ki bu konunun George tarafından Lennie’ye tekrar tekrar öğretilmeye çalışılması ve Lennie’nin bunu ısrarla başaramayışı bana akıl ve kalp sembollerini çağrıştırıyor. Kimin hangi rolde olduğunu söylemeye bile gerek yok. Anlatımı etkili, üslubu ise sade ve yumuşak olan bu kitaba ne desem azdır. Sürükleyiciliği asla bitmezken, final sahnesi mecburiyeti ve bu mecburiyetin neye mal olduğunu göstererek insanı tabiri caizse şok içinde bırakıyor. Kesinlikle tavsiye ederim.