Montaigne’in Denemeler’i klasiklerden biri ama “klasik” deyince göz korkutan türden değil. Aslında adam bildiğin oturmuş, kendiyle sohbet eder gibi yazmış. Hayat, ölüm, dostluk, korku, alışkanlıklar… Aklına ne gelmişse dökmüş kâğıda. Bu yüzden kitap, akademik bir felsefe metninden çok, samimi bir iç dökme gibi okunuyor.
En güzel tarafı şu: Montaigne kesin doğrular satmıyor. “Ben böyle düşünüyorum” diyor, nokta. Okurken bazen “haklı lan bu adam” diyorsun, bazen de “yok artık, buna da katılmam” diye itiraz ediyorsun. Zaten tadı da burada: seni düşünmeye zorluyor, tartıştırıyor. Yani pasif okur olamıyorsun.
Ama dürüst olalım: Kitap her an sürükleyici değil. Deneme türü olduğu için konu konu atlıyor; bazı bölümler çok tatlı akarken bazıları bayağı ağır gelebiliyor. Üstelik kullanılan dil (çeviriye göre değişse de) yer yer eski ve uzun cümleli olabiliyor. Oturup baştan sona bir solukta okunacak kitap değil; azar azar, sindire sindire daha iyi gidiyor.
Özetle:
Denemeler, “bana hayat üzerine kafa yoran, samimi bir adamın düşüncelerini ver” diyen okur için çok iyi bir eşlikçi. Ama aksiyon, olay, hikâye arayanı bayabilir. Yavaş okunursa keyif verir; hızlı tüketmeye çalışırsan yorar.