Reşat Nuri Güntekin’in Acımak’ı, görünüşte bir baba günlüğü etrafında şekillenen duygusal bir hesaplaşma olsa da, dönemin eğitim anlayışı, merhamet kavramı ve toplumsal sorumluluk gibi temeller üzerine inşa edilmiş güçlü bir eleştiridir. Romanın merkezindeki Zehra öğretmen, katı ve ilkeli bir eğitimci olarak kurgulanır; ancak babasının günlüğünü okudukça, hayatı boyunca “acımak” duygusunu zayıflık sayarak dışladığını fark eder. Bu yapı, bireyin idealleri ile insani duyguları arasındaki gerilimi dramatik bir şekilde ortaya koyar. Güntekin’in eleştirel yönü, Zehra’nın başlangıçtaki dogmatik tavrıyla babası Mürşit Efendi’nin iyi niyetli ama toplum karşısında sürekli ezilen kişiliği arasında kurduğu karşıtlıkta belirginleşir: Yazar, ilkesellik adına katılaşmış bir ahlak anlayışının da merhametsizliğe kapı aralayabileceğini gösterir.
Eleştirel incelemede üzerinde durulması gereken noktalardan biri, romanın toplumsal kurumlara yönelttiği sorgulamadır. Mürşit Efendi’nin hayat hikâyesi, Cumhuriyet’in ilk yıllarında taşrada eğitimci olmanın zorluklarını, bürokratik keyfiliği ve toplumun cehaletle sınanmış vicdanlarını gözler önüne serer. Onun iyilikle kötülük arasında sıkışıp kalışı, sistemin bireyi nasıl yalnızlaştırabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. Zehra ise babasının yaşadığı bu haksızlıkları görmezden gelerek kariyerini inşa etmiş, ta ki geçmişle yüzleşene kadar. Güntekin’in burada eleştirdiği, yalnızca Zehra’nın duyarsızlığı değil, aynı zamanda başarıyı ve düzeni merkeze alan modern eğitim anlayışının bireyi insani bağlarından koparabilme riskidir.
Acımak, duygu ile akıl, ilke ile merhamet arasındaki bu çatışmayı sonuna kadar taşırken okuru tek boyutlu bir yargıdan uzaklaşmaya zorlar. Eleştirel bakış, romanın Zehra’nın pişmanlığıyla sonuçlanmasını fazlasıyla didaktik