Ben bu kitaba TikTok’ta gördüğüm bir alıntı sayesinde başlama kararı aldım. Kitabın konusuna falan bakmadım; tek bildiğim Dark Romance içerdiğiydi ve bu bilgi benim için başlamam adına fazlasıyla yeterliydi.
İlk başlarda askeriyede geçen bir kurgu diye düşünürken… bir de ne göreyim! Komutan sandığım adamın aslında Rus Mafyasından olduğunu öğrendim.
Ve evet, itiraf ediyorum: Mafya konulu kitaplara BA-YI-LI-YO-RUM.
Üstüne bir de dark romance eklenince kitap benim için resmen su gibi aktı gitti. Öyle ki birkaç saat içinde ilk kitabı bitirmiş, “ben ikinci kitaba nasıl başladım?” diye kendimi sorgularken buldum.
Herkes dark romance sevmeyebilir ama ben gerçekten hastasıyım. Ve bu kadın… bu konuda yazmayı gerçekten biliyor.
Canavar Üçlemesi, Rina Kent’ten okuduğum ilk seri ama şu an diğer serisi olan Yalan Üçlemesinin de son kitabındayım. O yüzden gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim:
Rina Kent, sen ne yazarsan yaz; ben hiçbir tereddüt etmeden alır, okurum. Kadın, sen bu işi biliyorsun
Evet, şimdi gelelim kitabın konusuna…
Kadın karakterimiz, ailesinin gözleri önünde katledilmesinin ardından hem kendi can güvenliğini sağlamak hem de bu katliamın ardındaki gerçekleri öğrenip intikam alabilmek için erkek kılığına girerek amcasının yardımıyla, kadınları asla kabul etmemiş ve büyük ihtimalle de hiçbir zaman kabul etmeyecek olan orduya mecburen katılıyor.
Ve karşınızda Aleksandra Ivanova, Aleksander var… ya da Sasha…
Evet, kızımızın biraz fazla ismi var, kabul ediyorum Ama herkes ona Sasha dediği için biz de öyle devam edelim.
Sasha’nın onlarca erkeğin arasında erkek gibi davranmak zorunda kalması başlı başına bir stres sebebi zaten. Sürekli tetikte, sürekli rol kesiyor. Üstüne bir de diğerlerine kıyasla daha minyon, daha zayıf ve daha cılız göründüğü için zorbalığa uğraması, dışlanması cabası.
Kız resmen “hayatta kalma simülasyonu: zor mod” oynuyor.
En ufak bir hata yapsa gerçek kimliği ortaya çıkacak. O yüzden hem fiziksel hem psikolojik olarak inanılmaz bir baskı altında. Sürekli diken üstünde yaşamak nedir, Sasha’dan öğreniyoruz.
Ve tam yine zorbalığa maruz kaldığı bir anda kader sahneye giriş yapıyor:
Karşımıza zekâsı kadar acımasızlığıyla da nam salmış yeni yüzbaşı Kirill çıkıyor.
Yani evet… evren “üzülme kızım, birazdan karizmatik bir kurtarıcı yolluyorum” demiş resmen.
Kirill’in o soğuk, keskin bakışlarıyla ortama girişi ve Sasha’nın kurtarıcısı oluşu… işte o an hikâyenin dengesi değişiyor. Çünkü o andan itibaren Sasha artık yalnız değil. Gerçi yanında kim var? Yürüyen felaket ama olsun, detaylara takılmayalım
Kirill Morozov…
Yoluna çıkan her şeyi ezip geçmekten çekinmeyen bir yıkım.
Ahlak yoksunu bir adam.
Sınırları olmayan bir canavar.
Dışarıdan bakınca sofistike bir beyefendi… ama içi tam anlamıyla kaos paket servis.
Kirill, mafya lideri olan babasından ve o karanlık aile düzeninden kaçıp Rus ordusunda görev almaya başlıyor. Bizim Sasha da kendini koruyabilmek için ondan eğitim almak istiyor. Tabii Kirill, Sasha’yı ilk gördüğü anda ondaki farklılığı fark ediyor ve orduda onun kadın olduğunu anlayan tek kişi oluyor ve teklifi kabul etmiyor.
Fakat Sasha pes eder mi? Asla. Israrı, azmi ve biraz da inadı sayesinde kendini Kirill’in ekibinde buluyor. (Azmin zaferi!)
Derken mafya lideri babasının Kirill’i geri döndürmek için kurduğu hain plan devreye giriyor. Kirill ekibiyle birlikte Amerika’ya dönüyor ve babası ölünce de kader ağlarını örüyor: Mafya liderliği mecburen Kirill’e kalıyor.
Yani adam “askerlik yapıp kafa dinleyeyim” derken kendini tahtta buluyor. Talihsiz ama karizmatik.
Sasha ise durur mu? Tabii ki hayır.
Yine erkek kılığında bu sefer Kirill’in yakın korumalığını yapmaya başlıyor. Ama asıl amacı başka: Ailesinin ölümünü araştırmak. Çünkü Morozovların bu işte parmağı olduğuna inanıyor. Kirill de boş değil. Sasha’nın şüpheli hareketlerini fark edince “Bu kız niye böyle davranıyor?” diye düşünmeye başlıyor. Erkek gibi davranmasının arkasındaki gerçeği çözmeye çalışırken aralarındaki o tehlikeli çekime kapılıyorlar.
Ve evet.
Kimsenin bilmediği gizli bir ilişki başlıyor.
Ama ne ilişki…
Tutku var. Saplantı var. Gerilim var. Nabız 180.
İntikam hırsıyla başlayan yolculuk, saplantılı ve yakıcı bir aşka dönüşüyor
Ve biz de kenardan “Allah’ım bu neyin enerjisi?” diye izliyoruz.
Ah Kirill… Kirill, Kirill!
Bana oradan bir Kirill fırlatabilir miyiz rica etsem? Çünkü kendisi favori karakterler listemin zirvesine yerleşti ve oradan inmeye de hiç niyeti yok gibi.
Sasha’ya da ayrı bayıldım. Güçlü ve cesur kadınları zaten severim ama bu kız başka. Amacı uğruna verdiği mücadele, Kirill’e kafa tutuşu… mü-kem-mel-di.
Acımasız ve soğuk Kirill’in, Sasha söz konusu olduğunda kıskanç, saplantılı ve herkese diş gösteren birine dönüşmesi Hele Sasha’ya yaklaşan biri olduğunda verdiği tepkiler…
Ama en güzeli neydi biliyor musunuz?
Konu Sasha olduğunda anlayışlı ve koruyucu olması. O buz dağının içindeki ateş kısmı… işte orası beni bitirdi.
Kitap boyunca hem kahkaha attığım hem de “ben şu an kızarıyor muyum?” dediğim sahneler oldu.
Ve o son… O NASIL BİR SONDU?
Neyse ki devam kitabı vardı da hemen okudum yoksa yenisi çıkana kadar gerçek anlamda çıldırabilirdim.
Sırlar, güç savaşları, entrika ve yasak arzularla dolu; temposu hiç düşmeyen bir dark romance okumak istiyorsanız bu kitap tam size göre.