İnsanlığımı Yitirirken, okuru yavaş yavaş karanlığın içine çeken, rahatsız edici olduğu kadar da çarpıcı bir roman. Osamu Dazai’nin anlatısı süslü değil; tam tersine çıplak ve dürüst. Bu yalınlık, hikâyeyi daha da sarsıcı kılıyor. Kitap, bir insanın hayata tutunamamasını büyük dramatik anlarla değil, küçük ama derin yarıklarla anlatıyor.
Romanın en güçlü yanı, samimiyet hissi. Anlatıcı, kendini aklamaya çalışmıyor; zayıflıklarını, kaçışlarını, yanlışlarını olduğu gibi bırakıyor okurun önüne. Bu da metni yapaylıktan uzaklaştırıyor. Okur, karakteri her zaman sevmese bile onu anlamaya yaklaşıyor. Yabancılaşma, aidiyetsizlik ve “insan olamama” hissi, hikâyenin her satırına sinmiş durumda.
Dazai’nin dili oldukça sade ama etkisi güçlü. Kısa cümlelerle büyük boşluklar açıyor. Bu boşluklar, okurun kendi duygularını yerleştirebileceği alanlar bırakıyor. Roman, bağırarak acı anlatmıyor; fısıldayarak insanın içine işliyor. Bu yönüyle, melodrama kaçmadan derin bir hüzün kurmayı başarıyor.
Eleştirel bir yerden bakıldığında, karanlık ton zaman zaman tek düzeleşebiliyor. Sürekli düşüş hâli, hikâyede nefes alacak alan bırakmıyor. Bazı okurlar için bu yoğunluk yorucu olabilir. Ama bu da romanın doğasıyla uyumlu: anlatılan şey zaten çıkışsızlık.
Genel olarak İnsanlığımı Yitirirken, “iyi hissettiren” bir kitap değil; ama sahici bir yüzleşme sunuyor. İnsanın kendi karanlık taraflarına bakmasına cesaret eden, sarsıcı ama değerli bir okuma.