Kızılelma hikâyesinde bir karı koca ayrı yaşamaya karar verir. Kadın Moskova’ya gitmeye karar verir ve bu durumu kızları Anara’ya nasıl anlatacağını düşünür. Bunu doğrudan söylemek yerine onu bir pikniğe götürerek açıklamaya karar verir.
Piknik sırasında Anara ağaçtan bir kızıl elma bulup getirir. Bu durum, babanın geçmişte “Kızılelma” bulduğu bir anısıyla bağlantılıdır. (Daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum; o duyguyu okuyarak yaşamanın daha etkili olduğunu düşünüyorum.)
Hikâye genel olarak aile içindeki kopuşu ve duygusal mesafeyi anlatır. Ancak bana göre biraz daha uzun olabilirdi; sanki tam derinleşecekken bitmiş gibi hissettirdi.
Oğulla Buluşma hikâyesinde ise Çordon adlı bir baba, savaşta ölen oğlu Sultan’ın öldüğüne inanmaz. Onu bulabilme umuduyla bir yolculuğa çıkar. Bu yolculuk aslında sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir yolculuktur.
Hikâyenin sonunda oğluna kavuşmasını bekledim; fakat bu gerçekleşmez. Bu durum hikâyeye daha da hüzünlü bir anlam katar.
Bence bu hikâye bize şunu anlatmak ister: İnsan, unutulduğunda gerçekten ölür. Sultan ise babası yaşadığı sürece ve onu kalbinde taşıdığı sürece yaşamaya devam edecektir.