·196 syf.····Okunma: 11 Aralık 2025 00:00 Türkçe romanda feminist izleklere dair "fena olmayan" bir inceleme/araştırma kitabı. Toplumsal cinsiyete ilişkin tarihsel ve kavramsal süreçleri modernist kadın yazınıyla birleştiren bir okuma sunduğunu söylemek mümkün. Esasen master'daki kitap projem için seçtiğim bir kaynaktı, oldukça merak ediyordum ve bunu çalıştım.
Bu bir tez aslında ve İletişim tarafından kitap hâline getirilmiş. Metnin ana argümanı, 1930'dan sonra sessizleşen kadın yazınının aslında o kadar da sessiz bir dönemde olmadığı, özellikle 60'tan sonra çok ciddi bir ivmelenme yakaladığı ve Batı'daki ikinci kuşak feministlerin kavram ve söylemlerini Türkiye bağlamında ve roman türüyle beraber düşünülerek yeniden ürettikleri şeklinde özetlenebilir -zaten bu bir tez olduğu için metnin sadece giriş ve sonucunu okumak ana argümana dair ciddi bir özet niteliği taşıyacaktır.
Peki ben bu kitaba neden "fena değil" diyorum? Böyle dememin sebebi bu kitap feminist kurama çok da aşina olmayan okuyucular için ciddi bir rehber niteliği taşıyabilir, ancak edebiyat disiplini için biraz zayıf ve arka planda kalan bir araştırma. Böyle olması da normal çünkü tez edebiyat alanında yazılmamış, başka bir sosyal bilim dalında -şu anda hatırlamadığım- yazılmış.
Edebiyat bilimi özelinde eleştiriler getirilecek olursa en başta vurgulanması gereken şey, daha doğrusu benim gözümde zayıflık, anlatıbilimin (narratology) tekniklerinden roman incelemelerinde çok az faydalanılmış olması; metinlerin söylem, tür, retorik, anlatıcının konumu ve en nihayet bütüncül değerlendirmede neredeyse hiç ele alınmıyor oluşu.
İkinci vurgulamak istediğim ve çok daha göze batan bir zayıflık ise metnin, ele aldığı romanları sürekli özetlemeye girişmesi. Bazen okuyucuya -özellikle o romanları okumamış biriyse- kısa tanıtım ve özet geçmek makbuldür, fakat bunu çok abartırsanız ana argümanınızdan uzaklaşmanız bir yana, romanları aslında incelememiş de olursunuz. Zira o romanları okuyan herkes zaten olayların ne olduğunu biliyor olacaktır, burada mesele romandaki meselelere nasıl yorumlama getirildiği, o meselelerin nasıl işlendiği noktasında düğümlenecektir.
Bu kadar acımasızca yerden yere vuruştan sonra artık biraz da hakkını teslim edelim: Metin, aslında modernist yazının eril kaynaklarının haricinde -geleneksel edebiyat tarihlerinin dışında- feminist bir gizli/dışarıda bırakılmış kaynaktan ortaya çıktığını savunuyor ve bu düşünce hakikaten de kıymetli: Aslında dinamik ve çoğul söylemlerin, deneysel metinlerin, toplumsal krizi de imleyen bireysel çatallanışların "kadın yazını" ile mümkün olabileceğini, zira benliğe ve toplumsallığa dair bu eleştirel bakışın ancak ve ancak bir biçimde toplumsal ötekiyi sembolize eden kadın ve queer kimliklerle edebiyatta ortaya çıkabileceğini görmüş oluyoruz bu vesileyle. Herkese iyi okumalar.