Arda Çolakoğlu profil resmi
Arda Çolakoğlu kapak resmi
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Üçler Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
230 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Üçler Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
230 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.
  • 362 syf.
    ·51 günde·10/10
  • Mustafa Kemal, bu tertibin gerekçesini, ayrıca yayınladığı diğer şifreli genelgede şöyle açıklamaktadır:
    "Gayet aceledir:
    Şifre: 638
    Ankara 31 Teşrinievvel 1337
    Garp Cephesi Kumandanı Ali Fuat Paşa Hazretlerine;
    Komünizmin memleketimizde değil, Rusya'da bile henüz tatbik kabiliyeti hakkında sarih kanaatler hâsıl olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla beraber dahilden ve hariçten muhtelif maksatlarla bu cereyanın memleketimiz dahiline girmekte olduğu ve buna karşı makûl tedbir alınmadığı takdirde, milletin pek ziyade muhtaç olduğu birlik ve sükûnu bozacak hallerin meydana gelmesi imkân dahilinde görülmüştür. En makûl ve tabiî tedbir olarak, aklı başında arkadaşlardan, hükümetin malûmatı dahilinde bir Türkiye Komünist Fırkası teşkil ettirmek olduğu düşünüldü. Bu takdirde, memlekette bu fikirle ilgili bütün cereyanları bir mütehassalaya ircâ etmek mümkün olabilir. Heyeti müteşebbisesi ve 30 kişiden mürekkep bir merkezî umumî meyanında seçkin arkadaşlarımızdan Fevzi, Ali Fuat ve Kâzım Paşalarla Refet ve İsmet Beylerin de gizli olarak dahil bulunmasını muvafık gördüm. Bu sayede, bu memleketi tutan ve millî maksadımızın kahramanı bulunan arkadaşlarımız bu teşkilâtın içinde olacaklar ve onların malûmat ve teşebbüsleri, bütün teşebbüslerin cereyanı üstünde âmil olacaktır. Kâtibi Umumî ilân edilen eski Dahiliye Vekili Hakkı Behiç Bey tarafından yazılan ilk mektubu şifre ve tahrirat olarak arkadaşlara takdim ettim.
    "Sosyalizm ve komünizm prensiplerinden hangileri ve ne dereceye kadar kabili tatbik ve hâzım ve kabul görüleceği Türkiye Komünist Partisinin propagandasına karşılık, milletin fikrî tezahüratı zamanla anlaşılacaktır. Ordunun her vakitten ziyade büyük bir inzibat ile kumandanlarının eli altında bulunmasına son derece dikkat ve ehemmiyet atfolunmalıdır. Komünizm cereyanı nihayet ordunun en büyük kumandanlarında kalmalıdır. Arzı hürmet ederim.
    Büyük Millet Meclisi Reisi
    Mustafa Kemal"
  • Mustafa Kemal, Meclisin önüne bir ihtilâlci olarak ve bir ihtilâl nutkuyla çıkmamıştır. Bu nutuktaki görüş ölçülerinin hepsi, hukuk ve mantıktan kuvvet almaktadırlar. Ortaya konulan sistem, millî iradeyi, milletin varlığına hâkim kılmaktır. Milletin bütün kuvvetlerini teşkilâtlandırmaktır. Meşruluğu, yasama gücünü ve kanunları temel saymaktır. Bu ise ihtilâl demek değildir. Bu sistemde, uzun süreli bir inkılâbın tohumlarıyla ilkeleri vardır. Fakat ihtilâlin asla...
    Çünkü ihtilâl, cebir ve zor yoluyla anî bir ayaklanıştır. Ya azınlığın çoğunluğa ya çoğunluğun azınlığa karşı öyle anî bir vuruşla, öyle sorumsuz bir hâkimiyet kurmasıdır ki, bu olay, toplumun yapısında sosyal veya ekonomik bir değişiklik meydana getirmeden siyasî bir iktidar değişikliği şeklinde kalır. Şu halde ihtilâl, kısa süreli ve geçicidir. Zaten ihtilâl, uzun süreli bir gelişmeye ve toplumun yapısında yalnız siyasî bir idare değişikliğine değil, sosyal ve ekonomik temel değişmelere de geçerse, o zaman bu bir inkılâba çevrilmiş demektir. İhtilâl biter ve inkılâp, toplum yapısında, bazen yıllarca, on yıllarca işleyerek temel değişmelere girişir.
  • 1927 Büyük Nutuk'unda bütün bunları kısa, fakat kesin cümlelerle söyledikten sonra Mustafa Kemal, kendi inandığı ve savunduğu siyasî ilkeyi şu suretle belirtir:
    "— Bizim açık ve uygulama imkânı gördüğümüz siyasî meslek, millî siyasettir. Dünyanın bugünkü genel şartları ve asırların dimağlarda ve karakterlerde temerküz ettirdiği(topladığı, biriktirdiği) hakikatler karşısında hayalperest olmak kadar büyük hata olamaz. Tarihin söylediği budur. İlmin, aklın, mantığın ifadesi böyledir.
    "Milletimizin güçlü, mutlu ve devamlı yaşayabilmesi için, devletin tamamen millî bir siyaset takibetmesi ve ona dayanması lâzımdır.
    "Millî siyaset dediğimiz zaman, kastettiğim mânâ şudur: Kendi millî sınırlarımız içinde, her şeyden önce kendi gücümüze, kuvvetimize dayanarak varlığını muhafaza etmek suretiyle, millet ve memleketin hakikî saadet ve kalkınmasına çalışmak. Gelişigüzel uzun emeller peşinde milleti meşgul etmemek ve zarara sokmamak. Medenî cihandan, medenî ve insanî muamele ve karşılıklı dostluk beklemek..."

    24 Nisan 1920'de ilk nutkunu verirken inandığı gerçeğin ne olduğunu da Mustafa Kemal, 1927 Büyük Nutuk'unda şöyle açıklar:
    "— Hakikat, Osmanlı saltanatının ve hilâfetinin yıkılmış ve kalkmış olduğunu düşünerek, yeni esaslara dayanan, yeni bir devlet kurmaktan ibaretti. Fakat vaziyeti olduğu gibi söylemek, maksadın büsbütün kaybolmasını mucip olabilirdi. Çünkü genel fikir ve eğilimler, Padişahın henüz mazur mevkiinde bulunduğu merkezindeydi. Hattâ Mecliste, ilk anda hilâfet ve saltanat makamı ile bağlantı kurmak ve aramak cereyanı baş göstermiştir."
  • 1927 nutkunda Mustafa Kemal, dokunduğumuz konularla ilgili olarak evvelâ, insanların ve milletin mücadelelerine hâkim olan ilkeleri bir tarih görüşü açısından işaretler. Sonra doğu ve batı kavimleri arasındaki tarihî savaşlara, göçlere, bu savaşlar içinde Türklerin yerine ve mücadelesine dokunur. Türklerin İslamdan önce ve İslamdan sonraki yayılışını ele alır. Arap ve Endülüs tarihinden, Ortaçağ imparatorluklarının kaderlerinden hükümler çıkarır. Selçukluların, Osmanlıların doğuş, genişleme ve çöküş seyrine kısaca değinir.
    Nihayet bir imparatorluk yapısıyla millî bir devletin yapısı ve siyasetleri arasındaki farklılığa işaret eder. Bu arada eski Osmanlı devletinin son yöneticilerine hâkim olan siyasî yetersizliği kaydeder.
    Ona göre çeşitli kitleleri aynı hukuk ve koşullar altında bulundurarak, güçlü bir devlet halinde birleştirmek, parlak ve çekici bir siyasî görüştür. Ama bu görüş aldatıcıdır. Hattâ aynı ırktan olan ve dünyada mevcut bulunan bütün Türkleri dahi bir devlet halinde birleştirmek, elde edilmesi olanaksız bir hedeftir. Gene Mustafa Kemal'e göre İslam ittihadı(panislamizm), Turan birliği(pantürkizm) siyasetinin muvaffak olduğuna ve dünyada uygulama alanı bulduğuna tarihte tesadüf edilmemektedir. Irk farkı gözetilmeksizin bütün insanlığı içine alan cihangir devletler kurmak hırslarının sonuçları da tarihte meydandadır. İstilâcı olmak hevesleri de onun görüşünün dışındadır. İnsanlara her türlü özel duygu ve bağlantılarını unutturup onları tam kardeşlik içinde birleştirerek insanî bir devlet kurmak nazariyesi de kendine mahsus şartlara muhtaçtır.
  • %54 (280/520)
  • Padişahın Elazığ Valiliğine özel görevler ve özel maiyetle gönderdiği Ali Galip adında karışık bir adam ve ona uyan Sivaslı Hürriyet ve İtilâf Fırkası idarecileri, Sivas Valisine vazifesini hatırlatarak onu, Mustafa Kemal'i hemen tevkife, ellerini arkasına bağlayarak İstanbul'a göndermeye zorlarlar. İstanbul'a, yani Padişaha, Bekirağa Bölüğü Zindanına, Kürt Mustafa Divan-ı Harbine! Fransızların, İngilizlerin eline! Malta'ya ve belki de bir âsi olarak darağacına! Valilik odasında her kafadan bir ses çıkar.
    Bu sırada Mustafa Kemal'le yanındakiler, yollarda göze çarpmamaya çalışarak Sivas'a yaklaşmaktadırlar. Nihayet Sivas-Tokat yolunda ve Sivas'ın az ilerisindeki Nümune Ziraat Çiftliği önüne varılır. Nümune Çiftliği, Paşa Fabrikası, oralarda birer bozkır mesiresi gibidir. İşte tam o dakikalardadır ki, Mustafa Kemal'in Tokat'tan, hem de Ordu Müfettişi sıfatını kullanarak çektiği telgraf, Sivas Valisinin eline verilir: "Geliyorum!..."
    Vali sarsılır. Elindeki telgrafı, karşısında, hâlâ Mustafa Kemal'i tevkif için atıp tutan ve Padişahın özel yetkilerini taşıyan Ali Galip'in eline sıkıştırır:
    -İşte geliyor, buyur tevkif et!...
    Ali Galip sapsarı kesilir. Birden yüzgeri eder:
    -Efendim, ben tevkif ederim dediysem, kendi vilâyetimde olursa tevkif ederim dedim. Yani malumaliniz...
    En doğru cümleyi gene Sivas Valisi söyler:
    -Madem ki tevkif edemiyoruz, öyleyse buyurun karşılamaya çıkalım...
  • Mustafa Kemal, bu türlü Kuva-yı Milliye tertiplerinin, Millî Mücadele'nin düğümlerini çözmeye yeterli olmadığına daima inanmıştır. Mustafa Kemal, çeteciliğin, daima dışında kalmıştır. Mustafa Kemal'de, çeteciliğe övgü yoktur. Olayların ortaya attığı yersel direnişleri elbette ki izlemiştir. Bunları, gereği kadar değerlendirmiştir. Ama onun halka dönüş, halka dayanış anlamlarından, daima teşkilâtlı bir ordu hareketini kastettiği ve bir an önce muntazam orduya geçmek ve onu kuvvetlendirmek gayreti içinde olduğu görülür. Denebilir ki Mustafa Kemal şu harcıâlem mânâsıyla, hiçbir zaman Kuva-yı Milliyeci olmadı. Çetecilik, sevmediği bir işti. O, daima ordunun, silâhlı kuvvetin, halkın en üstün teşkilâtı olan devletin malı olmasını istiyordu. Onun için düzensiz Kuva-yı Milliye, yalnız geçici değil, aynı zamanda, kesin sonuç alamaz bir güçtü.
  • Dahiliye Nâzırı Ali Kemal, Mustafa Kemal'in bütün yetkilerinin alınıp azledildiği yolundaki 23/24 Haziran tebliğinden sonra, 26 Haziran'da yeni bir genelge yayınlar. Bunda, bütün ordu müfettişlerinin kadro ikmallerini önleyecek ve halkı ordunun icraatı aleyhine kışkırtacak ağır bir dil kullanır. Fakat onun bu davranışı cevapsız kalmaz. Ankara'da 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, hemen ertesi gece, Garbî Anadolu'nun bütün kumandanlarına, mülkiye âmirlerine ve millî kuruluşlara bir "karşı beyanname" yayınlar. Bu bir şahlanıştır. Mert, cesur ve şanlı bir şahlanış. Hattâ, ilk şahlanış!
    "Dahiliye Nâzırı Ali Kemal Beyin, düşmanlarımızla birlikte milletin mukavemetini kırmak ve mukavemet merkezlerini dağıtmak için elinden gelen her fenalığı yapmakta ısrarlı olduğu"nu bildirir. Bunu, 20. Kolordu Kumandanlığının 1407 numaralı tamimiyle açıkça, ilân eder. Anadolu'da bir askerî kudretin İstanbul'a karşı ilk başkaldırışı budur.
    Mülkî ve askerî makamları İstanbul'a karşı itaatsizliğe teşvik ediş bu beyannameyle başlar. Ali Fuat Paşa, kendi başına karar alarak yaptığı bu cesur çıkışla, aynı zamanda mahallî ve mülkî idareleri askerî teşkilâtın denetimi altına alır. Bu hareket düpedüz bir isyandır. Netice şu olur ki, İstanbul'da Dahiliye Nâzırı Ali Kemal, hemen ertesi gün Nâzırlıktan istifa etmek zorunda kalır.
    Mustafa Kemal, Ali Fuat Paşanın bu tebliğinin bir suretini, Sivas'tan hareketten sonra yolda alır. Erzurum'a varır varmaz "20. Kolorduca son defa alınan tedbirler çok uygundur" şeklinde görüşünü bildirir. Ali Fuat Paşanın, yani en eski arkadaşının şahsı hakkında yüksek takdirlerini, etrafındakilere de açıklar.
  • Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderilişinde, son Padişah Vahideddin'in gizli hesapları olduğu, onu kendisinin seçtiği, yetkilendirdiği, onu desteklediği, ona büyük paralar tahsis ettiği, hulâsa Vahideddin'in neredeyse millî hareketin öncüsü olduğu gibi yazılar, iddialar, son zamanlarda belli kaynaklardan ortaya sürülmektedir. Hattâ, şimdi Millî Selâmet Partisi adını alan eski Nizam Partisi'nin, Almanya'da Türk işçileri için yayınladığı Nizam gazetesinde(şimdi bu gazetenin adı Hamle olmuştur) Anadolu'yu Mustafa Kemal'in değil, Padişah Vahideddin'in kurtardığı savunulmuştur. Bunların gerçekle bir zerre ilgisi yoktur. Bunları doğrulayacak tek belge, hattâ işaret mevcut değildir. Bütün bu akıl ve gerçek dışı çabalar, son yıllarda Mustafa Kemal'i inkâr etmek yolundaki örgütlü gayretlerinin çeşitli taşkınlıklarından biridir. Hepsi de onun büyüklüğü ve hizmetleri karşısında, bazı adi politikacılarla, küçük adamların aşağılık duygularından gelen, geriye dönüş çabalarının ve irtica gayretlerinin yüze vurmasından başka bir şey değildir.
    Tarih içinde bu tür aşağılıklar her büyük insana, her büyük fikre ve her büyük harekete karşı, daima yürütülmüştür. Çünkü toplum davasında, onun ileri hamlelerine ayak uyduramayanların gözleri, daima arkadadır. Ve bu yetersizlik onlarda zamanla, öyle bir ruh hastalığı halini alır ki, bu hastalığa, ruhî kısırlaşma ve dolayısıyle ruhî tükeniş adını vermekte hata olmasa gerektir. Zaten aşağılık duygusu veya kompleksi denilen kendi kendini yiyişin temelinde yatan yetersizlikler arasında, bu ruhî tükeniş, en başta gelir...
    Kaldı ki, o günlerde ne sarayın, ne hükümetin, şuna buna büyük paralar tahsis edecek halleri de yoktu.
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Üçler Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
230 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.
2020
11/50
22%
11 kitap
3.703 sayfa
1 inceleme
31 alıntı
6 günde 1 kitap okumalı.

Şu anda okuduğu kitap

  • Tek Adam Cilt 2

Okuduğu kitaplar 199 kitap

  • Tek Adam - Cilt 1
  • Leylâ vü Mecnun
  • Semaver
  • Bütün Şiirleri
  • Karalama Defteri - Ararken
  • Haşim: Ömrüm Benim Bir Ateşti
  • Dava
  • Edebiyat Nasıl Okunur
  • Zaman Yeli
  • Othello

Kütüphanesindekiler 238 kitap

  • Tek Adam Cilt 2
  • Tek Adam - Cilt 1
  • Leylâ vü Mecnun
  • Demirciler Çarşısı Cinayeti
  • Başkan Babamızın Sonbaharı
  • Kolera Günlerinde Aşk
  • Semaver
  • Bütün Şiirleri
  • Karalama Defteri - Ararken
  • Fikret

Beğendiği kitaplar 50 kitap

  • Edebiyat Nasıl Okunur
  • On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi
  • Perçemli Sokak
  • Güven
  • Ölü Canlar
  • Fareler ve İnsanlar
  • Babalar ve Oğullar
  • Bülbülü Öldürmek
  • Budala
  • Madame Bovary

Beğendiği yazarlar 18 kitap

  • Nurullah Ataç
  • Vedat Türkali
  • Nikolay Vasilyeviç Gogol
  • Orhan Kemal
  • Yaşar Kemal
  • Ahmet Hamdi Tanpınar
  • John Boyne
  • Kemal Okuyan
  • Nazım Hikmet Ran
  • Sabahattin Ali