Arda Çolakoğlu profil resmi
Arda Çolakoğlu kapak resmi
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Kırkkonaklar Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
155 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Kırkkonaklar Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
155 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.
  • Ankara'da, Sivas'ta tanıdığı eskilerden duyduklarını anlatıyordu. Bakü'de kurulmuş önce Türkiye Komünist Partisi. Türkiye'ye geliyorlarmış; hepsini öldürmüşler Karadeniz'de. Kimler olacak, Karabekir tayfası! Yobazlar, gericiler filan. Ankara'da kurulmuş sonra. Kongreyi basıp dağıtmışlar. Bir sürü kişiyi tutuklamışlar. Aralarında eski subaylardan da varmış birçok. İşçiler, İmalat-ı Harbiyeciler filan. Rauf Beyler, Fethi Beyler, Karabekirler. Onlara kalsa padişahlık da sürecek! Neyse Atatürk temizlemiş de herifleri! O öldükten sonra da başladık geri geri gitmeye! Atatürk komünist momünist değildi, doğal ki. Burjuva devrimcisi aslında! Ama ötekilerin hepsinden ilerici!
    Vedat Türkali
    Sayfa 163 - Ayrıntı
  • Nasıl domuzuna devrim düşmanı oluyor bu dinci kesimden kimileri! Sovyetler'e yerli yersiz atıp tutan Tatar Hoca'ya, ''Ha bu taşı kim yarattı Hoçefendu?'' dedi Harun. ''Allah'' dedi Hoca. ''Kim yaratabilir?'' Ama, Hoca'da bir surat. Siracettin'in evini onarıyorlar Beşiktaş'ta. Demir parmaklık ölçülerini almaya gitmişiz eve. Hoca komşuları. Anasının gözü bir Laz oğlan, bir bölüm duvarını ören Harun da. Siyasal inancı yok ya da öyle görünüyor; tek keyfi Hoca'yı kızdırmak. ''Pak Hoçefendu, ben o Allahın yarattuğu bu taşi peğenmedum, tüzelteyrum oni görey misun? Onun yaptuğu bir poka yaramayi. Evi pen yapayrum.'' Bayılacaktı Hoca. Halkta neler var; bir yerleşemiyoruz ki şu toprağa!
    Vedat Türkali
    Sayfa 196 - Ayrıntı
  • Bu dincilere karşı ne savaşlar verdi Sovyet Partisi de. Stalin'in, neydi o Tatar, Sultan Galiyev miydi, onlarla kavgası var yıllarca. Tatar dincileri. Kazan burjuvalarının tohumu herifler. Başkurt Validov. Şimdi buralarda profesör, Zeki Velidi Togan. Lenin'in, Stalin'in yanında çalışırken Türkistan'a kaçıp Basmacılar'ı kışkırtmaya gitmiş. Basmacılar dedikleri çeteci bir tür; Ruslara başkaldırıyoruz diye, Sovyet yönetimine karşı ayaklanmış dinci ulusalcılar. Enver Paşa da başlarına geçmiş bu Basmacılar'ın. Bir ara komünistliğe bile kalkışmış herif, Bakü'de! Hangisi kalkışmamış ki? Mustafa Kemal bir uyduruk Komünist Partisi bile kurmuş! Enver tam beyinsiz manyak. Burayı batırdığı yetmedi, gidip oraları da karıştırmaya kalkmış.
    Vedat Türkali
    Sayfa 195 - Ayrıntı
  • %25 (200/800)
  • %41 (80/196)
  • 272 syf.
    ·9 günde·10/10
  • 240 syf.
    ·10 günde·7/10
    Ödevim olmasından ziyade Türkali romanlarını hep başka bir keyifle okuyorum. Edebi olması bir yana, insanları hep mücadeleye çağıran romanlardır onunkiler. Bir Gün Tek Başına’da 27 Mayıs’a giden süreçte işçi sınıfının ve aydınların isyanlarını, bunalımlarını ve çıkmazlarını, Mavi Karanlık’ta mücadele ruhunun bezmişliğe ağır bastığını okursunuz. Yeşilçam Dedikleri Türkiye’de ise tarihsel bir kesitte Türkiye kapitalizminin çeşitli sektörlerde nasıl bir zulüm iktidarı kurduğunu, bunun yıkılmasının gerekliliğini işler yine.

    Tek Kişilik Ölüm ise farklıydı hepsinden. Beklediğim bir Türkali romanı değildi. Nasıl demeli? Kitabın genelinde, sanki tüm bu bahsettiğimiz kitapları o yazmamış gibi melankolik bir hava hakimdi. Mücadele yoktu, örgüt yoktu. İçe kapanıyordu Türkali.

    Denebilir ki Türkali romanı, sanatı buradan itibaren kopuş yaşamıştır. Sanatını topluma adayan, toplumsal mücadeleyi her safhada kalemiyle canlı tutan yazarımız, Tek Kişilik Ölüm’den itibaren bu mücadeleyi bırakmış diyebiliriz. Ancak sırada daha Güven olduğu için henüz kesin konuşmuyorum. Buna rağmen Tek Kişilik Ölüm’ün diğerlerinden çok farklı bir yerde durduğu belli. Şimdi neyi kastettiğimi anlatmaya çalışacağım(spoiler vardır).

    Her şeyden önce diliyle ve anlatımıyla anlarız. Normalde bu bahsi sona bırakacaktım, fakat şimdi bahsetmem pek yerinde olur. Dili daha çok ağdalaşmış. Bunu kesinlikle söyleyebiliriz ve bir yerden sonra rahatsız ediyor okuru. En azından beni etti. Dilde fazla mecaz, anlatımda yine gereğinden fazla iç monolog var. Bilinç akışı da artık görülüyor bir iki yerde. Türkali’nin bu romanında en büyük fark ise kişilerin iç hesaplaşmaları. Öteki romanlarına göre çok daha yoğun olan bu durum, dilinin ve anlatımının zor olmasının sebebidir. Olay zaten çok sınırlı, sadece hapishanede geçiyor denebilir. Olaydan ziyade kişilerin iç hesaplaşmaları öne çıktığı için, ben bunu ‘’hatıralar ve onlarla hesaplaşmalar kitabı’’ olarak nitelendirdim. Onun için Türkali’nin sanatı bu değildir, dedim. Ve halen de diyorum. Nedenini sanıyorum açıklamış oldum.

    Gelgelelim kurgusu pek fena değildi. Fena değil diyorum çünkü yine öteki romanlarına kıyasla bir basitlik var. Oğulları Levent (muhtemelen 12 Eylül sürecinde) idamla yargılanırken, anne babasına büyük bir karamsarlık hakimdir. Herkes birden ‘’eski devrimci’’ olup çıkmış, geçmişte yapılan yanlışlar, değerlendirilemeyen fırsatlar şimdi o eski devrimcilere tokat gibi çarpmaktadır. Babası Nazif zaten bireysel kıskançlığı yüzünden geçmişte arkadaşı Müslim’i polise ihbar etmiş, onun ölümüne sebep olmuş. Onun hatırası gözünün önünden gitmiyor, Levent’i düşündükçe kendisinin ne kadar dönek olduğu ve oğlunun ise ne kadar yürekli olduğu gerçeği iyice sarsmış onu. Eski karısı, Levent’in annesi Doktor Gülşen ise farklı yollardan geçmişiyle hesaplaşmakta. TKP’ye girdiği zamanları hatırlıyor Doktor, ne kadar saf ve aptaldı. Herkesin samimiyetine inanırdı, hiçbir şeyi sorgulamazdı. Elbet genel sekreterin bir bildiği vardı. TKP ise böyle insanların oluşturduğu bir topluluk olarak karşımıza çıkıyor böylece. Kitabın ilk bölümde Nazif’in hesaplaşması, ikinci ve son bölümde Doktor’un hesaplaşması var. Biz esas merceği Doktor Gülşen’e tutacağız.

    Doktor Gülşen; her şeyden önce devrimci değerleri giderek kaybolmuş, oğluna hak verir duruma gelmiştir. Onun şahsında TKP’yi anlatmaktadır Türkali. Yani yıllarca içinde yer aldığı partiyi bu sefer karşısına almıştır. Ben burada aslında Gülşen karakteri ile yazarın büyük benzerlikler taşıdığını söyleyeceğim. Ama değişen onlar, mücadele değil. Yarattığı Gülşen karakteri; onlarca gencin silahlı saldırılara karıştığı, anarşist eylemlerde bulunduğu 70’li yıllarda, o havaya kapılan oğlunu ve onun üzerinden Türk solunu anlatıyor. Daha doğrusu oğlunu anlamaya çalışıyor, haklı da buluyor. Oğlu, bahsettiğimiz dönemde ‘’devrimci demokrat’’ bir kanattan silahlı mücadeleye girişmiş, arkadaşlarıyla eylemlerde bulunmuş ve şu anda idamla yargılanıyor. Kendisi yılların TKP’lisi, oğluyla çok çatışıyor, ‘’revizyonist’’ diyor oğlu ona. Gülşen bunun üzerinden kendiyle hesaplaşmaya başlıyor. Tanıdığı eski partililerin görüşleriyle giderek oğlunun haklı olduğu kanısına varıyor. Meğer ne ihanet etmiş bize TKP(!) Haklı olan kim o zaman? Diyor. Elbette oğlum haklıdır. Araya giren bir sürü Kürt milliyetçisi söylemden sonra TKP’nin değil, oğlunun haklı olduğunu düşünüyor. Düşünmediği, yazarın da düşünmek istemediği bir şeyi kaçırıyorlar: Levent’in ucuz hayaller peşinde silahlı eylemlere giriştiği, devrim yolunun anarşist eylemlerden geçtiği düşüncesiyle insanların bedenlerini fütursuzca heba etmesi ihtimalini görmüyorlar. Mücadele ve sosyalizm orada duruyor, sen burada kendini heba ediyorsun, haklı olan bu mu? İşte böylece 12 Eylül’ün yarattığı ‘’sol karamsarlık’’ın nasıl inşa edildiğini okurlar çok sarih bir şekilde görüyor. Bunun bir adım ötesi elbette sosyalizm hedeflerinden sapma, liberal açılımları destekleme oluyor. 60-70’lerin nesli böylece içine düştüğü karamsarlıkla birbirini yiyecek, açlık grevlerinde can vererek kapitalizmin büyük zaferini kutlamış olacaklar. TKP’nin geçmişi iyidir, hoştur demiyorum. Kimin iyi ki? Elbette mücadele sırasında bazen gerileyecekler, ihanete uğrayacaklar, ama mücadeleyi sürdürecekler. Türkali, bu mücadeleyi sürdürenlerin karşısına liberalleri çıkartıyor, ‘’Bunlar haklıdır’’ diyor. TKP kötüdür, geçmişine ihanet etmiştir. O zaman hep beraber açlık grevine oturalım!

    Bu kitap 80 öncesi solun taraflı bir özeti, 80 sonrası solun ise ateşli zihniyetidir. O yüzden sayın okur, kitabı okumadan önce bir daha düşün. 80 öncesi solu da düşün, iyi araştırma yap. Yoksa yazarın liberal dönüşünü göremezsin. 80 sonrası solu da düşün, yazarın ateşli bir liberal sol savunuculuğuna düşmesini anla. O karamsarlık ortamında Türkali gibi birinin devrimciliğini muhafaza etmesini beklerdim, ama bu kadar oluyormuş. Yine de bu eseriyle onu gömmedim, devrimci mücadeleye ettiği katkıları unutmuyorum. Her ne kadar bir zamanlar kendisinin, şu zamanlarda da şahsımın iştirak ettiği mücadeleyi kötülese de onu bu kitaptan ibaret saymıyorum. Bu arada kurgusu fena değil demiştim ya, atladığım bir nokta daha var. Edebi olarak dili yoğun fakat kitabın kurgusu bir noktada donuyor. O noktadan sonra artık bir tarih anlatıcısı çıkıyor, Gülşen’in aklından geçenler üzerinden. Hah işte, ben o tarih anlatıcısını pek beğenmedim. Kurgu öyle lap diye kesilir mi? Sen roman mı yazıyorsun tarih kitabı mı? Tarih kitabı yazıyorsan kurgu yapmana hiç gerek yoktu, kaynakçanı vs. düzenleyip bastırırdın. Kurgu yapıyorsan da tarih kitabı yapma. Tarihi bilgileri arada serpiştirmek her zaman iyidir, kurguyu kesip o bilgileri okurun kafasına boca etmek ise asla. Okuyanlar görecektir, tam olarak böyle yapıyor yazar. O yüzden teknik açıdan da basit ve yetersiz bulduğumu söyleyerek incelememi sonlandırıyorum.
  • - Atatürk'ten başka bağlı olduğum hiçbir şey yok benim. Şimdi İsmet Paşa'nın Halk Partisi. Ben...

    İki tür oluyor bu Atatürkçüler. Dangul dungul tipleri, bir de bu duygulu aydınlar. Eşeledin mi pek ayrımları yok kişiliklerinin temelinde. Dar sınırlı, kısıtlı, ama yerleşik bir siyasal bağlılık tümünde. Ödleri patlar ötesine. Gericilere düşmanlar; dedikleri de şeriatçılar, 31 Martçılar, Menemenciler, Padişahçılar. Kim kaldı onlardan? Hepsi takmış maskeleri, başka kimliklerle kol geziyorlar ülkede. Onu bir türlü göremezler. Sınıf kavramını, ekonomik yapıyı silip attın mı kafadan, nasıl bakarsa baksın yöresine, iyi kişilerle kötü kişiler vardır. Kötü olan da bu gericiler! Gene de bir şey ülkede, bu ortamda Atatürkçü olmak.
    Vedat Türkali
    Sayfa 40 - Ayrıntı
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz
Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin
-Bâkî
Öğrenci
Kırkkonaklar Anadolu Lisesi
Ankara
Kars, 19 Nisan 2002
Erkek
155 okur puanı
16 Mar 2016 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 4 kitap

  • Güven
  • Korkuyu Beklerken
  • Duvar
  • On Dokuzuncu Asır Türk Edebiyatı Tarihi

Okuduğu kitaplar 158 kitap

  • Günlerin Getirdiği - Sözden Söze
  • Yeşil Gece
  • Beni Tarih Aklayacaktır Fidel Castro
  • Yeşilçam Dedikleri Türkiye
  • Gülnihal
  • Kibarlık Budalası
  • Sessiz Ev
  • Gurur ve Önyargı
  • Hastalık Hastası
  • Türkiye Solunun Yurtseverlik Sınavı

Kütüphanesindekiler 190 kitap

  • Güven
  • Korkuyu Beklerken
  • Günlerin Getirdiği - Sözden Söze
  • Duvar
  • Cevdet Bey ve Oğulları
  • Zorba
  • Tek Kişilik Ölüm
  • Yeşil Gece
  • Beni Tarih Aklayacaktır Fidel Castro
  • Bütün Şiirleri - 3

Beğendiği kitaplar 46 kitap

  • Ölü Canlar
  • Fareler ve İnsanlar
  • Babalar ve Oğullar
  • Bülbülü Öldürmek
  • Budala
  • Madame Bovary
  • Yeni Dünya
  • Yaban
  • İnce Memed 2
  • İnce Memed 3

Beğendiği yazarlar 18 kitap

  • Nurullah Ataç
  • Vedat Türkali
  • Nikolay Vasilyeviç Gogol
  • Orhan Kemal
  • Yaşar Kemal
  • Ahmet Hamdi Tanpınar
  • John Boyne
  • Kemal Okuyan
  • Nazım Hikmet Ran
  • Sabahattin Ali