Arda Çolakoğlu

Arda Çolakoğlu
@Arda4534
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin -Bâkî
Öğrenci
Boğaziçi Üniversitesi/ Türk Dili ve Edebiyatı (Lisans), Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı (Yüksek lisans-devam ediyor)
Ankara
Kars, 19 Nisan
296 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
Kitap başka, hayat başka! Tiksindim kitaptan da hayattan da!
9/10
·576 syf.··
2022 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2022 16:54
Bugüne kadar yapılmış bütün listelerde ilk 10'a girmeyi başarmış Üç İstanbul! Ah İstanbul! Ulan İstanbul! Süleyman Çakır tabiriyle "Ne güzel İstanbul be!" Güzel mi? Haydi hep birlikte görelim. İncelemeye başlamadan önce -aslında epey yol aldım bile- birkaç uyarıda bulunmak istiyorum: Yola çıkarken okumayın. Mide bulantınız artabilir. Bayramda okumayın -ki ben o hatayı yaptım- sürekli sevapla günah arasında geçiş yaptığınızı hissediyorsunuz. Ve son olarak da "Çocukların ulaşamayacağı yerlerde saklayın!" Hani TV programlarında diyor ya "olumsuz örnek oluşturabilecek davranışlar" diye. Bu kitap için oldukça yerinde sanırım. Yanlış anlaşılmasın, eleştirilerim yazara değil. Belki gördüğünü yazdı, belki o dönemde küf kokuları vardı, belki büyük oranda iyimser bile yazdı ama gerçekten yenilir yutulur cinsten değil anlatılanlar. Her kahramanda bir aşağılık olma durumu, çıkarcılık, aldatma mevcut. Kimin kiminle yattığını, kiminle kalktığını, kimden çocuk aldırıp kime aşkla baktığını çözmekte o kadar zorlandım ki... Velhasılı kelam, oldukça yıprandım okurken. Bunları bırakalım şimdi... Neden mi Üç İstanbul? İstanbul'un üç farklı dönemi Muharrir Adnan karakteri merkezinde ele alınmış. -İstibdat İstanbul'u -Meşrutiyet İstanbul'u -İşgal İstanbul'u Öyle dönemler ki zengin uyuduğun gecenin sabahında fakir olabiliyor, yoktan bir günde zengin olabiliyor, ertesi gün dilenecek duruma geliyorsunuz. Gün neredeyse oraya geçme peşinde herkes. İnsanlar statülerine göre ayrılmış. Tüm ilişkiler çıkar üzerine kurulu? Hiç mi iyi insan yok bu romanda? 600 sayfada belki 6 satırda karşılaştım diyebilirim. Hatta sayfa sayfa Mustafa Kemal Atatürk'ü bekledim. Ama çıktı karşıma: "Şimdi vatan bir insan gibi ölürken bir insan bir vatan gibi ayaktaydı: Mustafa Kemal!.." (s. 460) Felsefe, sosyoloji ve insan
Edebiyat
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,388 okunma
Arda Çolakoğlu
Güzel inceleme için tebrik ederim. Az sonra başlayacağım ben de bunu okumaya. Anladığım kadarıyla sizi okurken çok karmaşık duygulara sürüklemiş –tam da benim beğendiğim tarz! İnsan psikolojisi ve toplum tarafından şekillenen bireylerin durumu aslen hiç de kolayca geçiştirilerek açıklanabilecek şeyler değil, karmaşanın kendisi gerçekliktir. Bu kitap bu karmaşayı yansıtıyorsa okunmayı hak ediyor sanırım, göreceğiz.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Vaaaay!
Üç beş saat 1k'ye girmedim, yöneticiler muhteşem (!) değişim yapmış. Konu kısmını üstten alta taşımış. 😂 Ve 1k'nin tüm sorunları çözülür... 😂 O kadar sapık, terörist, vatan millet düşmanı insanlar fink atsın siz böyle boş güncellemelerle uğraşın. 👏🏻🧿
Saçma Sapan İşler
Arda Çolakoğlu
Kimmiş vatan millet düşmanı, ben konuyu anlamadım?
Oğuz Aktürk'ün Youtube Videosuna Eleştiri
Oğuz Aktürk Youtube kanalında çeşitli kitapların kesinlikle okunmaması gerektiğini belirterek aslında kendince edebiyata hizmet ettiğini veya entelektüel olduğunu göstermeye çalışırken çok önemli bir şeyi gözden kaçırmış. Öncelikle şunu belirteyim ki, eleştirilen kitapların hiçbirini okumadım yani hayran saldırısı şeklinde yaftalanmak istemem. Özellikle Birleşik Krallık ve ABD'de YA (Young Adult) denilen büyük bir kitap pazarı var ve pek çok yazar bu dalda iyi ve kötü eserler çıkarıyor. İçinde bulunduğumuz teknoloji çağında gençlerin gelecek kaygısına, kalabalıklar içindeki yalnızlığına, akran zorbalığına, gey haklarına ve buna benzer birçok soruna değinen kitaplar yazılıyor bu kategoride. Sizin gibi edebiyata dar bir perspektiften bakan kişiler kitabın kişisel gelişim yönüne odaklanırken eğlence boyutunu da kaçırıyorsunuz. Kitap okuma oranının bu kadar düşük olmasının temel sebeplerinden birisi zaten gençlerimizi erken yaşta Türk ve Dünya Klasiklerini okumaya yöneltmemiz. Her ne kadar mesajı yazıldığı dönemi aşan kitaplar olsalar da, dilleri açısından 21. yüzyıl gençlerini eğlendirmediği, dilinin ağır olduğu aşikar. Genç yazarların yazdığı kitaplar gençlerimizin kitaplarla haşır neşir olması için bir fırsat. Ayrıca her kitaptan bir Raskolnikov çıkarmasını bekleyemezsiniz. Fantazi, suç, korku gibi dallarda dünyada büyük bir kitap sektörü var ve milyonlarca okur televizyonda izleyeceği filmi kitap olarak okuyup harika vakit geçiriyor, bu kitaplar hakkında dostlarıyla sohbet ediyor. Çok şey kaçırıyorsunuz ve yapıcı olmayan eleştirilerinizle genç yazarların şevkini kırıyorsunuz. Bir okura yakışmayacak bir üsluba sahip Oğuz Aktürk bu videoda: * Videoda söz konusu kitaplardan birinin sonunda anlaşılabilecek katili söylemesi de çok büyük bir saygısızlık. * Kitapları
1000Kitap
Arda Çolakoğlu
Ben sizin yazınızı sayfamda görüp sonuna kadar okuyunca ''Acaba Oğuz Bey bu konuda neler demiş?'' diye onun videosunu da izleme gereğini duydum. Uzun zamandan beri uğraştığım bir alan olduğu için iki tarafı da dikkate aldım. Bunun sonucunda bu yorumu yapıyorum: 1) Nitelikli edebiyat nedir, yazar kimdir sorusu güncel bir mesele değil. Uzunca bir zamandır gerek edebiyat tarihçileri, gerekse bazı eleştirmenler tarafından ele alınmış ve alınmakta olan bir meseledir. 2) Nitelikli eser demek soru sorduran eser demektir. Bu durumu en iyi, edebiyat eleştirmenlerimizden Berna Moran ''Edebiyat Kuramları ve Eleştiri'' kitabının sonunda sanat değeri yüksek metinleri tanımlarken şöyle açıklamıştır: ''..Bizi kendi hayatımızın sınırlı yaşantıları dışına çıkararak, düşünce ve duygu bakımından daha çeşitli bir dünyaya sokar ve böylece başka insanları daha iyi anlamamızı ve onlara yaklaşmamızı sağlar. Edebiyat eserlerindeki kişiler ve bunların içinde bulunduğu durumlar, genellikle, bir ahlaksal seçim yapmayı gerektiren çatışmalar koyarlar ortaya. Böyle durumlarla karşılaşmak okurların ahlaksal, politik vb. alanlardaki ufkunu genişletir, deneyimlerini arttırır, düşünme yeteneğini kamçılar ve olgunlaştırır. Bir edebiyat eseri bu olumlu yan etkileri açıkça ders vererek değil, çeşitli kişileri çeşitli durumlarda canlı olarak önümüze koymakla daha iyi meydana getirir.''(s.332) Bu cümleler ışığında Oğuz Aktürk'un videosunda söylediği ''Ben kitapları benliğimin bir uzantısı olarak, beni geliştirsin diye okuyorum.'' sözlerinin takdirle karşılanması gerektiğini ve okuma deneyimi gerçekleştiren her okurun da BU NİYETLE OKUMASI, AKSİ TAKDİRDE OKUMAMASI gerektiğini söylersek herhalde yanılmış olmayız. Burada büyük harflerle belirttiğim görüşümün sonundaki OKUMAMASI kelimesi okuyucunun okumaması anlamına gelmiyor, BU NİTELİKLERİ SAĞLAMAYAN BİR KİTABI OKUMAMASI anlamına geliyor. 3) Oğuz Bey'e katılmadığım tek nokta videosunda bunların yazar olarak tanımlanmadığını tamamen öznel bir düşünceyle öne sürmüş olmasıdır. Oysa biraz sonra Nietzsche'den vereceği ''Kötü yazarlar da gereklidir.'' alıntısı kendisiyle çelişecektir. 4) Ben burada nitelikli edebiyat nedir? onu tartışıyorum. Elbette çok satan niteliksiz yazarların niteliksiz kitapları her devirde söz konusudur. Mesele yazarlığı tartışmaya açmak değil, nitelikli edebiyatı tartışmaya açmaktır. Yazar olmak kolaydır ama nitelikli eser vermek zordur. Hatta bazı çok tanınmış yazarlarımız(Kemal Tahir, Peyami Safa) da geçim derdiyle böyle niteliksiz eserlere imza atmıştır. Ama bugün biz onları o niteliksiz eserleriyle değil, bugüne kadar ulaşabilen gerçek soru soran, bizi bize anlatan eserleriyle tanıyoruz. Bu demek oluyor ki o yazarlarımız sadece çok satmak için geçim derdiyle yazan Oğuz Bey'in videosundaki yazarlar gibi olsaydı bugün esameleri dahi okunmazdı. 5) Bir okurun nitelikli eserle karşılaşıp karşılaşmayacağı tamamen o okurun beklentisiyle alakalıdır. Okurun vakit geçirmek için, Oğuz Bey'in videoda bahsettiği üzere ''Bazı ortamlara girmek için...'' okuması gerçek bir okuma deneyimi değil, ancak bir zaman ''öldürme''(Erich Fromm bu tabiri kullanıyor.) deneyimidir. Yeni okuma alışkanlığı kazanan her okur neyi neden okuduğu bilincine(olgunluğuna) varması gereken okurdur. Böyle bir okur okuduğu kitapta YAŞAMA DAİR İPUÇLARI ARAMALIDIR. Ona bu bilinci kazandıran da öğretmeni olur, arkadaşı olur. Ancak öyle bir olgunluk söz konusu olursa okur kendiliğinden bu tarz kitapları terk edecektir. Okurun yaşıyla bağlantılı bir durum değildir bu. Çünkü nitelikli edebiyat metinleri bu eleştiri yazısını hazırlayan kişinin zannettiğinin aksine her yaşa hitap edebilmektedir. Bir kere çocuk edebiyatı denilen dev bir alan söz konusudur. Bu anlamda Oğuz Bey'in bir uyarıcı rolüyle video izleyen kitleye böyle bir hizmet sunmasını takdire şayan buldum. Böyle bir yazıyı ise hem yersiz, hem de edebiyat konusunda bilgisi olmayan birinin satırları olarak değerlendirdim. 6) Öte yandan övgüye değer bulduğum bir başka husus, edebiyatın geçim sağlayıp sağlamadığı sorununun da Oğuz Bey'in verdiği Oğuz Atay örneği ile gündeme gelmiş olmasıdır. Elbette eserin niteliğinden bağımsızdır bu(Yaşarken üne kavuşan nitelikli eser sahibi yazar olduğu gibi, ölene kadar anlaşılmayanı da vardır.). Ancak burada dile getirilen ve benim de dikkate değer bulduğum şey, edebi metin adı altında SADECE MADDİ KAYGILARLA ÜRETİLEN METİNLERDİR. Yazarda maddi kaygı olması doğaldır ama bunun esere yansıması doğrudan olmaz veya temel amaç bu olmaz. Bundan dolayı her anlamda Oğuz Bey'in videosunu değerli buldum. 7) Velhasıl lafı fazla dolandırmadan -yeterince dolandırdım ama bu açıklamalar gerekliydi- diyelim ki, Oğuz Bey'in hedef olarak koyduğu metinler kapitalizmin piyasa ekonomisi koşullarında çabuk tüketilen ve tüketilmek için yazılan metinlerdir. Bunları gerçek edebiyat metinleri karşısında istediğimiz kadar küçümseyelim, yine de bunlar varlıklarını devam ettirirler ve pespaye metinler olarak her türlü aşağılamayı övgü gibi karşılarlar. Asıl tehlike bu metinler değildir. Çünkü bu metinler Oğuz Bey'in sandığının aksine nitelikli edebiyata ve Türk edebiyatına zarar vermez(Ayrıca videosunun bir yerinde belirttiği gibi 'çağdaş Türk edebiyatı' şeklinde de sınıflandırılmaz ama bu başka bir yazının konusu olsun.). Yalnızca gerçek edebiyattan habersiz birkaç avare okurun zamanını öldürür, o kadar. Öte yandan iyi okurla, ne okuyacağını bilen okurla bilmeyen ''niteliksiz okur''u ayırdığı için faydası bile vardır. Asıl tehlike niteliksiz okurun, ne için okuduğunu bilmeyen okurun ta kendisidir. Bu okur çünkü sadece piyasa metinlerini tüketmez, aynı zamanda klasikleşmiş eserleri de piyasa mantığı ile çay içer gibi tüketmeye kalkar ve sanıldığının aksine pek çok nitelikli eser okuyucusu da maalesef günümüz piyasa mantığıyla tüketmek için okurlar. Asıl yok edilmesi gereken okur tipinin bu olduğunu belirtiyor, Oğuz Bey'e ise bahsettiği kitaplardan ve yazarlardan daha büyük bir tehlikeyi işaret ettiğimi düşenerek mücadelesine devam etmesi dileklerimi sunuyorum.

Arda Çolakoğlu

, bir kitap okudu
10/10
·221 syf.·
13 günde okudu
·
2020 14. kitabı
Orhan Pamuk
7.3/10 · 10,4bin okunma
Uğur Karabürk isimli okura yanıt verildi
Arda Çolakoğlu
Bu romanı 10 üzerinden derecelendirmek benim hoşuma gitmedi :)