Sahiden bereketli mi topraklar üzerinde? Geçim derdinde olan garibanın ezildiği, ırgatbaşının işçinin haftalıklarından kestiği, işçilere araç gözüyle bakıldığı, tozlu topraklı, bayat ekmeklerin yemek zorunda bırakıldığı bir ortamda sahiden bereketli mi topraklar üzerinde? Umutların bir bir söndürüldüğü, emeklerin sömürüldüğü, adam kayırmanın başını alıp gittiği, gurbetin için için yaktığı bir ortamda sahiden bereketli mi topraklar üzerinde?
Tatilde biraz daha olaya dayalı, kolay okunan kitaplar okumak için liste oluştururken Bereketli Topraklar Üzerinde’ye de şans vermek istedim. Nasıl olsa edebiyatımıza daha fazla ağırlık verecektim bu sene. Başlangıç için güzel bir seçimdi bana göre. Okudum. Orhan Kemal’i bize hep şöyle anlattılar: “Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür. İşçi sınıfını edebiyatımıza dahil eden yazarımızdır. Kitaplarında genelde Çukurova yöresini işledi. Arka sokaklara, toplumun alt tabakalarına, fabrika ve toprak işçilerinin gurbetteki acılı hikayelerine, temiz umutlu kişilere yer verdi. Kısa ve yalın cümlelerle gerçekçi bir üslubu benimsedi.” Buraya kadar çok güzel. Ama kimse bize bu adamın gerçeği kulaklarından tutup acılı acılı yerlerde sürüklediğinden, şahit olanın kafasını duvarlara vurdurduğundan bahsetmedi. Kimse Orhan Kemal’in bize umudun ne kadar tatlı ama bir o kadar da acı olduğunu gösterdiğini söylemedi. Kimse bereketli topraklar üzerinde neler döndüğünden bahsetmedi. Daha neler neler…
Roman, Ç. Köyü’den Çukurova’daki fabrikatör hemşerilerin yanında iş bulma umutlarıyla yola çıkan üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. İflahsızın Yusuf, Köse Hasan, Pehlivan Ali. Bu üç arkadaş. İflahsızın Yusuf dışında diğer ikisi hiç köyden çıkmamışlar. Yusuf yolda atıp tutuyor. Ben şöyle gördüm böyle gördüm, emmim şunu dediydi bunu dediydi. Tabi arkadaşları
Şimdi başka bir yüzyıldan ya da başka bir ulustan geliyormuş gibi kendini tecrit etmek mümkün değildir. İnsan zorla tarafsız kalamaz. Savaşla ilgili normal ve insancıl bir görüşe sahip olabilmenin tek bir yolu vardır. Savaşın farkında olmak ve savaşı kendileri asla cephede bulunmamış savaş çığırtkanlarından dinlememek. Bunun dışındaki her şey kendini kandırmak, kendini aldatmak, soyut şeylerle kendini uyuşturmak ve kendinden geçmek anlamına gelir.
Sayfa 96 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu