Bir kadın mitolojik karakterinin nesneden çıkarılmış yani daha gerçekçi vurgusuyla ele alınmış anlatısına 153 sayfa az bana geldi, bu açlık yazarın diğer kitaplarına koşmak için yeterli bir açıklama sunuyor yine de keşke bana göre uzatma sayılan yerler azaltılsaydı çok daha iyi olurdu, başka küçük bir açıklama getireyim önceden, şimdi yazacağım inceleme de Kassandra'yı göğe çıkarmaya çalışmayacağım ama yorumlarım ve bakışlarım gösteriyor ki haklı ya da haksız Kassandra gibi kitapta geçen karakterlerde görebildiklerim onları doğaları gereği zaten yukarı da tutuyor, şöyle ifade edeyim, mitolojide çoğu anlatılar sembolik olduğundan gereği kalmayacağından fazla ayrıntıya genelde dikkat kesilinmez, yani mesela Afrodit'in doğumunda Afrodit'in kendi doğumu üzerine düşünceleri yer verilmez çünkü konu zaten onu da her okuyucuda farklı olabileceğinden dolaylı olarak da veriyor, doğrudan koysa puta bakar gibi dururuz, diyebiliriz ki mitler de gözden kaçsa da gerçekte anlatılmak istenen de sadece anlamalar konuşulur, karakterlerin ilişkilerinin görünürde verilmeyen ardındakiler resmedilmese de mitlerdeki etkilerinden yola çıkarak boşlukları doldurmak kendinizle mümkün, benim yaptığım da bu, Kassandra'yı haklı çıkarmak değil yani.
Kitaptaki her karakterin klasik anlatıyla yazarın kendi üslubu dolayısıyla günümüz versiyonlarıyla şekillenişini daha iyi kavramak için her adın altındaki hikayeye bakmak lazım, adını duysak bile tekrardan bakıp ilişkilendirebiliriz kitaptaki yerine. Bunun için kitabı okurken rastgeldiğim naçizane bir site buldum: mythopedia.com
Ahmet Kaya diyor ki "Benden selam söyleyin o nazlı sevgiliye tutsakmış da ne olmuş, demiş birisine
Benden selam söyleyin o nazlı gözlerime
Unutamadım unutamadım"
Şimdi başlayabilirim(şarkı sözünün bence kitabın bendeki izlenimine fazlasıyla uyduğunu inceleme sayesinde görebilmek mümkün). Hani, Wanda Vision'da Wanda'yı anlamak derler ya, burada da Kassandra'yı anlamaya çalışıyoruz bir yandan da. Kitap bu açıdan Kassandra'yı gerek olayların günümüz anlatımıyla gerek satır aralarında bıraktığı boşluklu cümlelerle başarılı bir şekilde mitolojiyi/ insani hâllerle birlikte günümüzü üstü tam açık olmayan psikoloji ve felsefe üzerinden anlatıyor.
Kassandra bir yerde (başlarda) isyancıl bir tavırla neden kehanet yetisini istediğini soruyor, monoloğunda. Belki de unutmak istemiyor. (Şarkı sözleri daha da uyumlu!) İnsanlarda da aslında kehanet yetisi Tanrı tarafından verilmese de gündelik yaşantımızda bizle beraber, sadece mitoloji gibi din gibi kutsallığa giydirilmiş anlatılarda biraz abartılı ele alınıyor, kehanet dedikleri. Belki de kitaptada pek anlatılmasa da gerçekte kehanet ipuculara gerek kalmadan görmektir, aslında ipucular her yerde! Kassandra bilinçli kadının, günümüz versiyonunun mitolojideki yeri, diyorum, diyorum ki kehanet gerçekçi anlamda bilmek, görmek: Temaşa etmek...Bir kadın olarak. İşte bu yüzden laneti, anlatamamak değil mi? Hangi kadın yazar/kâhin(cadı)sahiden göklere çıkarılabilir ki? Bir çok erkek asla isteyerek övmez, anca Jan Cak (!) Rousseau gibi övme ayağında aşağılar, kadının bunu bile fark etmemesidir, körlük, kehanetten yoksunluk! Kassandra bir kadın çünkü kehaneti taşımak için erkek fazla abartılı her zaman duracağından çünkü kadın daha yakındır kehanetin gücüne, onun karşı konulamaz çekiliciliğine, yasak elmayı andırışına. Prometheus mesela erkek , o ateşi taşır çünkü kadın taşıyamaz denir, haksız mıyım?! Kassandra mitindeki ana karakter ateşi gördüğü için kadın seçilir, Prometheus fiilen onu kullanan belki de ateşin yanıcılığını göremeyen, fevri hareketle Tanrılara kulak asmadan insana bahşedendir, yani erkek! Yani çoğunlukla kadınlara kıyasen daha da öngörüsüz dikkatle hareket eden.
Kehaneti tanımlarken fark edileceği üzerine gerçekçi ve abartılı/mecazi olarak ikiye ayırıyorum. Gerçeğine biraz değineyim bunun için Myrina'ya gelelim. Troya'dan biri ve Aineias'i yani savaş alanından kaçan birini korkak etiketiyle tanımlıyor, Kassandra Aineias'ı anlayabildiğini yazıyor, kehanet yetisine de bağlı olarak. Aineias ile Myrina kısmında Kassandra'nın kehanetini farklı sembolize etmek mümkün. Sanki Kassandra'nın aldığı sadece geleceği- ipucuya gerek kalmadan-görmek değil, insanın derinlerinde dejavu,histerik,vicdan,suskun ama bir yerler de fazla taşan su damlası karışımı bir yumağın izdüşümüne tanıklık etmek. Sabah kalktığınızda ilk yapacağınız şey hep aynı olduğunu farz edin, o gün sanki öyle olmayacağını bilerek bunun dayanağını henüz bilmeyerek aniden dışarıya bakmak istiyorsunuz, diyelim. Gökten vahiy falan inmedi sadece yataktan kalktığınızda aynı rutine ayak uydurmak yerine sessizce genelde yapmadığınızı yaptınız, pencereye bakakaldınız, gerçekteyse dakikalar sonra kapınız çaldı, aslında biraz da öyle gibi. Buna benzer durumlar yaşadığımı söyleyebilirim ama henüz tanımlayabileceğimi sanmıyorum ,biliyorum berbat bir örnek ama şimdilik idare eder bence. Belki de yazar klasik anlatıdaki olağanüstlükleri insan parçasıyla bütünleştirmiştir diyorum kısaca.
Marpessa da var kitapta! Apollon'la ilişkili iki kadından bahsediyorum: Kassandra ve Marpessa. Geleneksel anlatıda Marpessa'ya kendi tercihi sunulur o ise ölümlüyü seçiyor, Tanrıyı değil, kitaptaki anlatının uyumu peki? En iyisi alıntıyla anlatmak:
"fırtına gökyüzünün dört bir yanından gemimizi dağıtmakla tehdit ederken, palamarla bağlı olmayan hiç kimse tutunamazken, Marpessa'nın kendisini ve ikizleri direğe ve birbirlerine bağlayan düğümleri gizlice çözüşüne tanık olduğumda, diğer sürüklenenlerle bilinçsiz, düşünmeksizin uzun halata asılarak kendimi onların üstüne attığımda, yani Marpessa'yı kendisinin ve çocuklarımın hayatını fırtınanın umursamazlığına terk etmekten alıkoyduğumda ve bunun yerine çıldırmış insanlara teslim ettiğimde, Marpessa'nın bakışlarından kaçarak tekrar inleyen, kusan Agamemnon'un yanındaki yerime çöktüğümde sormak zorunda kaldım kendime bizi hayata bağlayan bağların nasıl dayanıklı bir iplikten dokunduğunu"
Şu mitopoetik ama bir o kadar da metafelsefi anlatıyı açıklamaya kıyamam, nereden tutsam orası başka bir kol daha uzatıyor. Bu yüzden seçici bir kaç noktaya değineceğim. Kassandra'da da Marpessa'da da kader var, Kassandra ona boyun eğiyor desek yanlış çokta olmaz herhalde zira kehanet yetisini bile isteye almasına binaen sonuçlarına da gönüllüdür önceden yine de hatırlatmakta fayda var bu demek değildir ki her şeye razı gelecek ama Marpessa da klasikte de olduğu gibi en azından hiçbir şey yolunda gibi görünmese de ben benim elimde olanla sonucu bire bir değiştirmesem de irademi sunarak kendimi daha da bitap düşmüş konuma kendi saygınlığım adıma düşürmeyeyim, kafasında ki bu onu Kassandra'dan ayırıyor pekte diyemeyiz, her halükarda ikisi de seçime tabi ve Marpessa da Kassandra'da seçimin seçim olmadığının da farkında, kim kehanet olsa da olmasa da sonu bilinen çukura düşmek ister ki? Düşmek kaçınılmazsa en azından ben bir el atayım da en azından bana ait gibi dursun demekle en azından çukurun dibini daha net göreyim de istemesem de bir şeylere katlanayım buna ithafen demek arasındaki küçük nüans söz konusu burada. Fırtına da seçimin en makul sonucu da Apollon'un iğrenç isteğinin sonucu da uzun vadede öngörülebilirse neden hâlâ yolun sonuna kadar hiçbir şey onların istediği gibi gitmemeye devam ederken gidiyorlar? Ama haklısınız, son demek bin şahit ister, Kassandra'nın ki hâlâ katlanışla, Marpessa'da ise bu ölümle bağlanıyor.İpleri çözmese daha mı iyi olacaktı? Diyelim ki bir şekilde sağ çıktılar -hiç olası görünmese de- ikizler ne olacak? Onların berbat ve irade gibi görünen iradesiz yaşantılarına daha fazla zemin hazılamak yerine zemini yok etmek acımasızlık mı? Pekâlâ, etiği anlarız ama yerine göre daha da insancıl değil mi? Bana Walter Benjamin'in morfin sonunu aklıma getiriyor Marpessa. " hayatını fırtınanın umursamazlığına terk etmekten alıkoyduğumda ve bunun yerine çıldırmış insanlara teslim ettiğimde, " kısmında da açıkça koşulların getirisi zaten gözler önünde. Agamemnon'a gelelim. Kral, kızını savaş meydanına daha avantajlı gitmek uğruna kurban veren/vermek zorunda kalan (!) sonunda evinde kırmızı halı metaforunun süslenişiyle karısı tarafından öldürülen/bazı anlatılar da sevgilisiyle beraber öldürülen kişi. O fırtına da kusuyor, sanki seçimi ona daha da aitken yaptığı şeyleri artık hazmedemiyor kendinde ama yine de her halükarda yaşamaya çalışıyor, Kassandra'nın Apollon'un anlaşmasını bozmasındaki lanet üzerine atıf gibi şu kısım " kusan Agamemnon'un yanındaki yerime çöktüğümde " Yani artık sorguya başladığımda, kendi mahkememde yargılandığım da, suçun hayatın getirilerini benim yaptıklarım olmadığını kavradığımda, içgüdüsel olarak herkeste farklı farklı yaşam istencindeki mihenk taşlarını fark ettiğimde diyor. "Kusan Agamemnon'un yanındaki yerime çöktüğümde sormak zorunda kaldım kendime bizi hayata bağlayan bağların nasıl dayanıklı bir iplikten dokunduğunu" kısmı açıkçası taşın iple bağıntısı ki bu da demek oluyor ki ipin bağlarını çözen de onu sıkı sıkı bağlayan da Apollon - günümüz çağında zorunluluklar ve toplumun saçma görünen karmaşık normları diyebiliriz kendisine- işin içinde olunca taşın sertliği kırılgan olabiliyor, eh tabi bu bizim elimizle kırılmış bir taş değilse kabahat iki kadında da olamaz. Apollon'la anlaşmayı bozan Kassandra'nın düzenbazlığı aşikar ama bu düzen(?)i kuran ve bozmaya meyilli iten Apollon'a ne demeli? Kassandra da tıpkı Agamemnon ve Marpessa gibi insan, Tanrı değil ve irade de onlarınki kadar. İkizlere -iyilikleri için- ölümü kucaklayan/ölümlüyü seçen kızını sonu belirsiz savaş için ya da başka bir açıdan ülkesi için (?) feda eden kraldan farkı ne? Ne mi? "İnsanların silahlarının hep aynı kalması ne tuhaf - Marpessa'nın suskunluğu, Agamemnon'un öfkesi-. Bense silahlarımı terk ettim giderek, yapabileceğim tek değişiklik buydu.
Niçin mutlaka istemiştim kehanet yetisini?
Kendi sesimle konuşmak için; hepsi buydu. Daha fazla, daha başka bir şey istemedim." Uğrunalar farklı, Marpessa ölümlüyü, aşkı, Tanrı Apollon'un geçici hevesine kapılınca kapı dışarı edilecek gururu uğruna; Agamemnon ülkesi, kral getirileri gibi daha çok halk değil de diplomatik arzularıyla beraber kendi hibrisi gibi getirileri uğruna seçimlerine yön verdiler. Kassandra başkaların görüşlerine ve anlık ya da uzun süreli duygu esirliğine tutunarak onlar uğruna değil sadece kendi için -bencilce denilecek bir sonuç yok ortada zira Apollon'un ki aşk değil, Bir Zamanlar Çukurova'daki Demir tiplemesi- seçim gibi görünen ama her şeyin ortada olduğu soruya aslında hiçbiri diyen yanıyla yeni bir şık eklemek istese de lise sonrası değilse dört şık sunulamıyordu çünkü o bir insan, Tanrı değil, hâl böyleyken diğerlerinin de içinde ukde kalan olmayan şıkka göz yumdu, başka yapacağı olmadığından ama yine de kendi istediğini elde etmek için başka bir şıktan da olsa aynı hedefe varmak uğruna 'kendi' için seçim yaptı.
Fırtına sonrası Agamemnon'un krallığı Mykene'teyiz. "Marpessa susuyor. Çocukları görmek istemiyorum artık.
Onları önümde bir örtünün altında saklıyor." Çocukları görmek istememesi açık, onları her gördüğünde zorunluluklardan ve sorumluluklardan yani toplum kuşatılmışlığı gözlerine vurduğundan ama bu çocuk sevgisinden yoksun mu kılar Kassandra'yı?
Birinci gemi, ikinci gemi ve üçüncü gemi. Başta sahiden sadece gemi/seyahat zannetmem... Nazi aşaması gibi oysa.
Son olarak Kassandra için sona değineceğim ki burada bu şarkı sözü devreye giriyor:
"Bal değildir ölüm bana,
İdam gül değildir bana,
Geceler çok karanlık," Yani ölüm, ne Myrina gibi tutkulu ne Aineias gibi onurlu onursuz melezi ne de Penthesileia gibi vefakâr görünümlü vicdan azabı gibi geliyor. Sakura çiçekleri de yakaya takmaz ki Truva Atının karşısında, olan belli bilen olanaksız imkânla sınırlıyken.
Şarkı devam ediyor:
"Bıyığımdan gülüş sarkmaz,
Bıyık bırakmak yasak bana,
Mahpus bana, sus bana.
Yağlık ilmek boynuma...
Sevgili yerine
Koynuma idamlar alır, idamlar alır yatarım,
Ve sonra sabırla beklerim,
Bulutları çekersiniz üstümden,
Suçsuzluğumun yargılayıcılarını yargılarsınız,
Ve o güzel geleceği getirirsiniz bana...
Ölüm tanımaz işte o zaman sevgim,
Tırnaklarımı geçirip toprağın sırtına, doğrulurum,
Gözlerimde güneş koşar,
Ve çiçekler ekersiniz, çiçekler ekersiniz toprağıma..."
Bilmem anlatabiliyor muyum? Ölüyor, Kassandra, siz ben için değil ama sakurası da sönükken hâlâ anlatmak istediği için görmek için iğrenç oyunu bozdu diye. Acaba "Hoşçakalın anılarımı bıraktığım insanlar,
Mutluluğu için dövüştüğüm insanlar," demiş midir, Kassandra?
"...Bilimle anla beni, felsefeyle anla beni,
Tarihle anla beni,
Ve öyle yargıla"
Başka bir üstattan, yazıklar olsun, gelsin! "Batsın bu Dünya, "
"Doğmamış çileler, yaşanmamış dertler..."
"Her nefeste bin sitem var,"
"Mahkum ettin beni bana,
Şaşıran sen mi yoksa ben miyim bilemedim "