İnsanlık tarihi çok eski olsa bile yazılı ve sözel kültür aktarılmaya başlayınca mitostan logosa bir geçiş oldu. Bu geçiş elbette bir bıçak kesiği gibi ani ve keskin değildi ve bu kesinlik mümkün değildi. Önce bir gözlemsel dünya yarattık ve bilgi aktarımı için mağara resimlerini kullandık. Bu ilk sanat eserleri bizi dünyadaki tüm varlıklardan ayırdı. Artık bir şey biliyorduk:Bilgi aktarılabilir. Av nasıl yapılırla başladı elbette her şey. Çünkü hayatta kalma içgüdümüz öylesine güçlüydü ki. Doğal şartlarda ve teknoloji olmaksızın besin zincirinin ortalarında ancak yer bulabilecekken hayal gücümüz ve hikaye anlatma becerimiz sayesinde zincirin en üstüne doğru tırmanmaya başladık. Ve bir imgeler dünyası yarattık. “Başkalarından ayrı gösteren imgelemdir; sıradanlıktan, tekrardan, birörneklilikten söküp alan, kurtaran imgelemdir.”(Erich-Emmanuel Schmitt). Ve dünyamız değişti. Yeni birçok toplumsal yapının temellerini attık:Aile, mahalle, köy, şehir ve devlet gibi. Bu kavramların elbette bir sıkıntısı vardı, eni konu bir kan bağı ile başlayan süreçleri tek sebebe indirmek istemedik. Çıkar. Hayatta kalma isteğimiz içgüdümüz. Bu noktada kan bağı ile başlayan toplumsal yapıya ırk, renk, milliyet, din eklenmiş yapı sağlama alınmıştır. Ya da öyle olması istenmiş beklenmiştir. Ve ne yazık ki bu ulus devlet kurgusunun yapı taşıdır. Ve bu maya şu zamana kadar tutmuştur.
Homeros bir masal anlatıcısıdır. Ve insanlık tarihinde önemli yere sahip biraz mitolojik, biraz tarihsel, az teolojik, çoğu toplumsal, eril öyküler yaratmış ve mitolojik kahramanları bu öykülerinde kullanmıştır. Bunlardan en önemlileri Akhileus, Hektor, Paris, Aeneas, Kassandra ve benzerleridir. Hepsi birer kahramandır tek tek ele alındığında. Ama bir sorunları vardır henen hepsi eril kahramandır:Çoğu erkektir ve