Puan vermedi·52 syf.····Okunma: 07 Şubat 2026 16:47 Bu kitabı yüksek ihtimalle üçüncüye dönüyorum. İlkini hatırlayamadım ama 2017dir, Bitlis'te almıştım ve o zaman aldım mı direkt okurdum çünkü elimde kitap yoktu. İkinci kez üç dört yıl olmuştur 2022 Kasımda inceleme yazmışım ve o zaman daha bir hissederek okumuştum çünkü şartlar. Ve şimdi nereden geldi bilmiyorum ama yine bir Zweigsedim. Var böyle bir şey, bunu Zweig gurmeleri bilir sadece. Tabi öyle bir şey varsa. Kafamın içindeki bazı şeyleri herkesin kafasında da öyle zannediyorum. Ve böyle de emin emin zırvalarım. Neyse.
Bu adam bir his dehası.
Duygu Profesörü.
Kalbin nazbını tutan bir doctor.
Bilmiyorum daha ne denir.
Bin yıl önce ölmüş gitmiş bir adamı da boş övmüyorumdur değil mi? Hani kimsenin çıkarına yazmıyordur? Bence.
Bir de dini-dili-milliyeti hiçbir şeyine bakmadan söylüyorum, bu adam yazarların imparatoru, ama novella tarzında. Nasıl azıcık bir sayfada bunları verebilir başka türlü?
Her sayfada bir his kartelasının içinden geçiriyor. Evet diyorum şu dediği doğru evet bu aşk hayır bu aşk değil evet bu sadakat yok bu adam sadık değil kadın aşık adam değil imbiklerden geçire geçire son sayfaya getirip tabiri caiz ise tekmeyi basıyor ve gerçek dünyaya hoş geldin diyor. Dünya gerçek zaten. İnsanlar yalan. Pardon yalancı. Azıcık çıkarcı ve iğrenç pislikler. Oh ne iyi geldi. Ya. Bir adam bir kadını seviyorsa alır. Ama bir kadın bir adamı ne kadar severse sevsin, çok istese de alamayabilir. Aynı şekilde bir adam sırf aklına yattı diye bir kadını elde edemez ama bir kadın aklına yatan kişiyi isterse elde eder. Bu hikâyede eğer kadın adamı mantıklı makul bulup almak istese alırdı ama hayır çok aşık olup sevdiği için her şey adama bıraktı ve alamadı. Adam eğer çok aşık olsa kadını alırdı yalnız aklına mantığına uyup başka bir hayat seçti. Accayip tezim de görüleceği üzere doğru çıktı. Dünyanın kuralı budur. Kim ne derse desin. Sonuca geleyim. Ama Zweig muthiş. Bunu arada tekrar hatırlatmak isterim. Sonuçta adamın bir geri dönesi tuttu. Tabii ki çok aşık kadını bıraktığı gibi buldu. Bulur. Çünkü kadın gerçekten sevdi. Buraya kadar no problema. Peki neden her şey bıraktığı gibi ilerlemedi, kadın aynı kadın hisleri aynı. İlerlemez. Çünkü adam aynı adam değildi. Biri iyi biri kötü demiyorum. Aynı olmamak. Hisler birbirinde çarpar. Yani çok iyi bir adam çok iyi bir kadını sevecek diye bir kaide yoktur dünyada. İyiliğin aşkla ilgisi yok. O olsa olsa rahat olur konfor olur ne bileyim ne olur. Ama aşk öyle bir şey değil. Kimyasal bir şey. Yani Oksijen ve 2Hidrojen Su gibi aziz bir şey olurken, Azot ve 3Hidrojen Amonyak gibi manyak bir şey oluyor. Birinci ilişki de kadın 2 Hidrojen, ikinci ilişkide hadi daha iyisi olsun 3 Hidrojen. Sonuç? Amonyak nere Su nere. Bu arada fark edileceği üzere tepkime değil bileşik bunlar. Bileşikte adam oksijen ise oluşan su gibi bir azizlik, adam azot ise Amonyak gibi bir koku. Ben bu kadar anlatabilirim. Yani bu bir kimya meselesi.
Kitabın son sayfasında diyor ya, ne adam eskisi gibi ne de kadın diye. Ama öncesinde adamın kadını bıraktığı gibi bulduğu gerçeği var. Yukarıdaki kimyasal bileşik meselesi bence her şeyi özetliyor. Peki sonra ne olmuş olabilir? Hiçbir fikrim yok. Kendilerine azıcık saygıları varsa, birbirine karşı rol kesmeyi bırakıp yollarına gitmişlerdir. Onun dışında da zaten herkes aşığın kabul etmesi gerek bazı gerçekleri kabul etmeleri gerekir. Bir kere birini sevmek onu her gördüğünde tekrar tekrar sevmektir. Maalesef bu böyledir. Fark etmiyor onun ne olduğu. En iğrenerek baktığın hareketi yapsın değişmiyor. Maalesef diyorum çünkü sevene bu çok ağırdır. İyisi mi. Sevilmeyi önemseyen sevdiğine bunu yaşatmasın.
6. Kasım 2022
"Bu bir avuç özgürlüğünü, yaşamın bu aşılmazlığını hiçbir bedele satmaya niyetli değildi."
O kadar.
Her Stefan ZWEİG okuması beni yepyeni bir aleme götürür. Öyle bir dalarım ki, çıktığımda aynı kişi gibi hissetmem. Mesela, şöyle bir cümle okudum bugün: Ne çok zaman geçmiş ne çok zaman yitirilmişti, ama tek bir düşünceyle ve tek bir saniyede en başa dönülebiliyordu... Ben bu duruma oruç bozmak diyorum. Tehlikeli. Onca sabretmiş onca direnmişsindir ama bir anlık zaaf tüm emeğini hiç eder. Olan kime olur?
Bu kitabın konusu net bir şekilde şudur diyemem. Bakış açısıyla değişebilecek bir konusu var. Birbirine yasak iki insan vardı ortada. Yasak kalktı, onlar kalmadı... Yani. Hep kadere suç atarız ya hani. Şu şöyle olmasaydı, bu böyle etmeseydi. Öyle değil. Bir insan bir şeyin olmasını gerçekten istiyorsa olmazları oldurur. Kaderi insanın iradesinden ayrı düşünmek, Allah'ın adaletini sorgulamak, inanmamak gibi geliyor. Kendimi koyun gibi hissetmiyorum, yok öyle kolaya kaçmak. Burada başlangıçta iki kişinin arasında güçlü bir duygu varmış gibi geliyor insana. Çünkü Zweig tarif ediyor. Bilerek okunduğunda öyle gelmiyor ama. Sonu bilerek okunduğunda. Ben yine kimseye üzülmedim. Kadın adam gittiği zaman hayatına baktı. Adam gittiği yerde baya baya keyfine baktı. Sonuç? Bir dahaki karşılaşmada "bir şeyler" değişmiş. Yoo. Hep öyleydi. Sizin aranızda hep yaş farkı vardı misal. Ablacım hep evliydin, abicim seninde iki tane beben var, onlar bir şey değil de teyzemizin merdivenleri çıkarken trabzanlara tutunmasına mı takıldın? Sebep neyse ne, 9 yıl sonra çıkmış gelmiş adam bu verilerle. Ne olacaktı? Neyse sinirlenmiyoruz. Aşk böyle bir şey değildir. Sizinki olsa olsa yasak meyvenin tadı. Tadı bu olanın adı aşk olamaz.
Ne kadın eski kadındı, ne de adam eski adam...