Victor Hugo’nun Bir İdam Mahkûmunun Son Günü adlı metni, aslında bir hikâyeden çok insanın vicdanına tutulmuş bir aynadır. Okurken olayları takip etmiyorsunuz; bir zihnin içinde dolaşıyorsunuz. İsimsiz bir mahkûmun son saatlerine tanıklık ederken, suçtan çok cezayı, adaletten çok insanlığın sınırlarını düşünmeye başlıyorsunuz. Hugo’nun yaptığı şey büyük bir edebî gösteri değil aksine yalın, doğrudan ve sarsıcı. Mahkûmun korkusu, umudu, inkârı, kabullenişi… Hepsi öyle insani ki, bir noktadan sonra onun ne yaptığı önemini yitiriyor. Çünkü kitap, insanı suçuyla değil varlığıyla yüzleştiriyor. Ölümü bekleyen birinin zihninde dolaşırken, devletin soğuk mekanizması ile bireyin kırılganlığı arasındaki uçurumu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.
Bu metni bugünle ilişkilendirmeden okumak neredeyse imkânsız. Çünkü Hugo’nun sorguladığı şey sadece 19. yüzyılın idam cezası değil; modern dünyanın hâlâ çözmekte zorlandığı şu sorudur:
Adalet gerçekten onarmak mı ister, yoksa sadece cezalandırmak mı?
Bugün idam cezası birçok yerde kalkmış olsa da, toplumsal yargılama, linç kültürü, insanı tek bir hatasına indirgeme eğilimi hâlâ aramızda. Sosyal medyada birkaç saat içinde verilen hükümler, mahkemeden önce infaz edilen itibarlar… Hugo’nun metni bana şunu düşündürdü: Fiziksel giyotinin yerini bazen görünmez olanlar aldı ama mekanizma hâlâ benzer şekilde işleyebiliyor. Kitap bittiğinde geriye bir hikâye değil, rahatsız edici bir soru kalıyor: Bir insanı yok etmek, gerçekten bir şeyi düzeltir mi yoksa sadece toplumun kendi vicdanını susturma yöntemlerinden biri midir?
Kitapta beni en çok sarsan detaylardan biri de karakterin bir isminin olmamasıydı. Victor Hugo’nun bunu bilinçli yaptığını hissediyorsunuz; çünkü ismi olmayan bu mahkûm tek bir kişiyi değil, insan olmanın çıplak hâlini temsil ediyor. Onu bir kimlikle, bir geçmişle sınırlamıyorsunuz böylece okurken istemeden onun yerine geçiyorsunuz. Belki de bu yüzden anlatılan korku daha gerçek bekleyiş daha ağır ve ölüm daha rahatsız edici geliyor. Hugo burada bir karakter yaratmıyor; okuru vicdanıyla baş başa bırakıyor.
Benim için bu metin, klasik bir eser olmanın ötesinde, zaman aşımına uğramayan bir etik tartışma. Okuduktan sonra fark ettim ki bazı kitaplar anlatı sunmaz hesaplaşma sunar. Ve Hugo burada tam olarak bunu yapıyor.
Vassil NoahBir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo