Bu kitabı bitirdiğimde şuna hak verdim:
Bazı kitaplar gerçekten sesle değil, sessizlikle konuşuyor. Kitap’ın Yolcuları da bende tam olarak bu hissi bıraktı. Bir olay örgüsünün peşinden koşturmuyor; aksine okuru yavaşlatıyor. Elinden tutup bir yere götürmek yerine durduruyor, düşündürüyor, yer yer yalnız bırakıyor ama bunu bilerek yapıyor.
Tokarczuk’un yaptığı şey bir hikâye anlatmak değil, anlamın etrafında dolaşmak. Yolculuk, Tanrı, kitap, beden, aşk, bilgi, kader… Hepsi tek tek ele alınıyor ama hiçbir zaman “işte budur” denmiyor. Zaten kitap boyunca hissettiğim şey şuydu:
Her cevap yeni bir soru doğuruyor ve bu bilinçli bir tercih.
Kitapta en çok “Kitap” fikri beni yakaladı. Her kitabın Büyük Kitap’ın bir yansıması olduğu düşüncesi; yazmanın Tanrı’ya öykünmek değil, onu aramak olduğu fikri…
Sözcüklerin eşyaların ruhu olması, adlandırmanın bir tür egemenlik anlamına gelmesi… Bunlar okurken altını çizmekten çok, durup kalmama sebep oldu.
Aşk meselesi ise hiç romantik değil; tam tersine acımasızca dürüst. Dünyevi aşk bir kaçış olarak ele alınıyor. İdeal olanla yüzleşmemek için tutunduğumuz bir alan gibi. Sadakat kaybı hatırlatıyor; aşk ise bakışı keskinleştirirken aklı aynı anda bulanıklaştırıyor. Çok tanıdık, çok rahatsız edici.
Yolculuk anlatıları da sadece mekânsal değil; insanın kendinden kopuşu, geçmişin silikleşmesi, kök salma ihtiyacı ve aynı anda kaçma arzusu… Okurken sık sık şunu düşündüm:
İnsan gerçekten yaşıyor mu, yoksa sadece izliyor mu?
Bilim, büyü, akıl, sezgi, kök, dal karşıtlıkları kitabın omurgasını oluşturuyor. Hiçbiri tek başına yeterli değil. Tokarczuk taraf tutmuyor; insanın her şeye aynı anda ihtiyaç duyduğunu hissettiriyor. Belki de bu yüzden kitap düşündürücü ama tatmin edici.
Şunu da eklemeliyim: Kitap zorlayıcı değildi; aksine sakin ve akıcı bir şekilde ilerledi.
Bu kitap bana şunu hissettirdi:
Yaşam, seyredilecek bir şey değil. İçine girilmesi gereken bir nehir.
Ve her yolculuk, anlatıldığı sürece bitmiyor.
Ve kitabı kapattığımda geriye tek bir soru kaldı:
Yaşıyor muyum, yoksa sadece izliyor muyum?