Gönderi

"Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig"
6/10
·80 syf.··
2026 3. kitabı
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig (Spoiler İçerir!) Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat Bu kitapla birlikte yazarın üçüncü eserini okumuş oldum ve maalesef Satranç ile edindiğim olumlu izlenimler, Amok Koşucusu ve Bir Kadının Yaşamından 24 Saat kitaplarıyla birlikte yerini bambaşka düşüncelere bıraktı. Yine de Satranç kitabını çok farklı ve üstün bir yere koyarak konuya girmek istiyorum. Eserlerinde yazarın giriş karakteri genellikle gemide ya da otelde yabancı biriyle karşılaşıyor ve bu karşılaşma yaklaşık ilk 15 sayfadan sonra gerçekleşiyor. Karşılaşma sonrası bu gizemli yabancı bir hikâye anlatıyor ve esas hikâye, bu yabancının anlattığı hikâyeye dönüşüyor. Yazar kendince bir yol haritası çizip o yol üzerinde farklı hikâyeler döndürüp duruyor. Kendini bu şekilde tekrar ediyor olması beni oldukça hayal kırıklığına uğrattı. Gelelim hikâyeye… Kadın karakterimiz adeta günah çıkarmak adına, yıllar önce başından geçen bir günü anlatıyor. Bunu, kendisini anlayacağını umduğu birine yapıyor. Eleştirilmek ya da aşağılanmak istemiyor; anlaşılmak istiyor. Yazar bunu anlatırken aşırı yoğun bir betimleme dili kullanmış. Tamam, uzun ve çetrefilli bir betimleme tarzı benimseyebilirsiniz; ama on sayfa boyunca ellerden bahsedip hareketlerini ve karakterlerini anlatıyorsanız, bir zahmet 70 sayfadan daha uzun ve okuyucuyu peşinden sürükleyecek bir olay örgüsü oluşturmalısınız. Yine de hikâye, yazarın alışılmış sürpriz sonlarına uygun bir örnekti. Kadının sonda karşı karşıya kaldığı tavra herkes “oh olsun” demiştir diye düşünüyorum; çünkü betimlemelerle hikâyeyi o kadar uzatmıştı ki… Betimlemeler bana gerçeklikten uzak ve abartılı geldi; açıkçası geçmedi. Ancak kumar bağımlılarının gerçekten de çift karakterli bir tavır içinde olmaları; bir anda dünyanın en masum kişisi olup karşısındakini manipüle etmeleri ve bunu yaparken adeta istemsizce yapmaları, diğer yandan karakterleri gereği dünyadaki en aşağılık ve umarsız tavırla en yakınındaki ve en şefkatli eli bile şiddetle itmeleri çok gerçekçi bir örnekti. Son olarak, kadın bu hikâyeyi anlatmak ve aşağılanmadan anlaşılmak istediği için belirtmek istiyorum: İçinde bulunduğu karamsar ve boş dünyada birilerinin yaralarını sararken kendi boşluğunu dindirmeyi arzulaması anlaşılabilir bir durum ve hiç de aşağılık değil. Yalnız bence bunun adı aşk değil. Zaten adamın diğer yüzü ile karşılaştıktan sonra onun ölmüş olmasından duyduğu memnuniyet de bunun bir kanıtıdır.
1000Kitap
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024150,8bin okunma
·
23 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.