·354 syf.····Okunma: 08 Şubat 2026 12:56 Yorumuma geçmeden önce kitaba bayıldığımı söylemeliyim. Drina Köprüsü bir roman okuduğum hissinden çok, adeta bir tarih okuduğum hissi verdi. Bir dönemi değil, yüzyılları kapsayan bir anlatı var karşımızda. Yazar bunu öyle ustalıkla yapmış ki, anlatı zaman zaman belgesel tadına yaklaşıyor. Her bölümde sanki farklı bir mevsime, farklı bir zamana geçiyoruz. Drina Köprüsü’nün yapılışı, ardından tanık olduğu olaylar ve çevresinde yaşayan insanların bitmek bilmeyen çileleri… Hepsi köprünün taşlarına sinmiş gibi.
Bu kitapta köprü sadece bir yapı değil; Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan’a uzanan bir hâkimiyet değişiminin sessiz tanığı. Osmanlı döneminde farklı milletlerin bir arada yaşadığı düzen, zamanla yerini baskıya, korkuya ve parçalanmaya bırakıyor. Ardından Avusturya-Macaristan yönetimiyle birlikte değişen sistem, yeni kurallar ve yeni adaletsizlikler geliyor. Yönetimler değişse de, ezilen halkın kaderi pek değişmiyor. Güç el değiştiriyor ama bedeli yine sıradan insanlar ödüyor.
Kitap boyunca en çok hissettiğim şey, büyük devletlerin küçük insanlar üzerindeki etkisi oldu. Dünyada en ufak bir toprak parçası için, büyük başların küçük başları ezdiği bir düzen var. “Huzur” sağlamak adına yapılan zulümler, kesilen başlar, bastırılan isyanlar… Bu sahneleri okurken ister istemez bugünü düşündüm. Kim bizi nasıl yönetebiliyor? Neden yönetiyor? Ve biz neden buna çoğu zaman ses çıkaramıyoruz? Geçmişte de böyleydi, şimdi de çok farklı değil.
Eğer bana bir seçim hakkı sunsalardı, yine Türk olmayı seçerdim. Çünkü insanın ait olduğu yer, sadece geçmişiyle değil, hafızasıyla da ilgilidir. Kitap, aidiyet duygusunu ve zamanla kaybedilen toprakların geride bıraktığı izleri ister istemez düşündürüyor. Zamanında o topraklar da bizimdi. Ama zamanında… Bu kelimenin içine ne çok kayıp, ne çok sessizlik ve ne çok pişmanlık sığıyor.
Kitabı büyük bir merak ve heyecanla okudum; çünkü anlatılanlara pek hâkim değildim. İnsan gerçekten de çoğu zaman sadece kendi yaşadığı coğrafyanın acısını biliyor. Başka topraklarda yaşananlar, ancak böyle eserlerle görünür oluyor. Drina Köprüsü, bana bunu fazlasıyla hissettirdi. Sadece Bosna’nın değil, Balkanların ve bir imparatorluğun hafızasını okumak gibiydi.
Kısacası bu kitap, okunup kenara bırakılacak bir roman değil. Tarihle, iktidarla ve insanla yüzleştiren bir eser. Kesinlikle okunmalı.