Gönderi

Alafranga mı Ahlaksız mı? Bir Garip Züppe Meftun Bey
8/10
·464 syf.··
2026 1. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 31 Ocak 2026 00:00
Şıpsevdi romanı, öncelikle 1901’de Alafranga adıyla yazılmışsa da İstibdat devrinin gazabına uğramış ve yarım kalmış. Şıpsevdi adını alması ve tamamlanması 1909’u bulmuş. Yazarın ön sözü de bu 1909 tarihini işaret ediyor fakat farklı kaynaklarda kitabın yayımlanma tarihi olarak 1911’i de görüyoruz. ‘‘Hikâyemin Hikâyesi’’ bölümünde Gürpınar’ın bu sansür mevzusuna değinerek buna sebep olanlara ateş püskürdüğünü de görüyoruz. Daha sonra yine yazar tarafından kaleme alınmış ‘‘Toplumsal Hayatımız ve Alafranga’’ adlı bölümde yazar bazı eleştirilere cevap veriyor. Gürpınar, özellikle bu romanı alafrangalığı aşağılamak için yazdığı yönündeki eleştirilere karşı çıkarak ‘‘Alafrangalığa uymadaki züppelikle gerçek ve ilerleme sevdasını birbirinden ayırmak gerekir.’’ diyor. Yine bu bölümde 3 tip alafrangalık olduğundan bahsederek bunları açıklıyor. 10 sayfa kadar süren bu bölümde Gürpınar’ın alafrangalık konusundaki görüşlerini de detaylıca öğreniyoruz. Şıpsevdi, dönem romanları düşünüldüğünde oldukça hacimli bir roman. Açıkçası bazı bölümlerin gereksiz uzatıldığını düşünüyorum. Genellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar’ı okurken hiç sıkılmam, çok büyük keyifle okurum. Bu romanın ilk 100-150 sayfalık bölümünde yer yer epey sıkıldım. Roman, konudan oldukça bağımsız bir sahneyle başlıyor. Aksaray Caddesi’ndeki sel ızgaralarından başlayan hikâye, çeşitli sinekler ve börtü böcek eşliğinde devam ediyor. Bu caddeden kalkan bir tramvay sahnesiyle yavaş yavaş konuya yaklaşıyoruz. Yaklaşıyoruz dediğime bakmayın, konudan hâlâ epey uzaktayız aslında. Başkahramanımız Meftun Bey’in evinde aşçı olarak çalışan Zarafet adlı bir Arap vardır. İşte bu Zarafet’in bindiği tramvayda yaşadığı olayları okurken diğer yolcularla olan diyalogları üzerinden kendisini tanırız. Meftun Bey, Erenköyü’nde bir köşkte yaşayan, alafrangalıkla kafayı bozmuş bir beydir. Küçük yaşta babasını kaybedince amcası, onu okuması için Paris’e gönderir. Meftun okumaz, gelen parayı çarçur eder. Amcasının kendisine bu paralarla birlikte nasihat için gönderdiği mektupları da bir süre sonra okumaya bile tenezzül etmez. Amca ölür, paralar da suyunu çeker. Meftun da mecburen İstanbul’a döner. Erenköyü’ndeki bu köşkte birçok akrabasıyla birlikte yaşar. Büyükannesi, annesi, her ne kadar kendi evi olsa da orada yaşar gibi olan teyzesi, teyzesinin kızları, kendi kız kardeşi ve erkek kardeşi, evin çalışanları derken epey kalabalık bir aile ortamı vardır. Aile bireylerini de romanın başında tek tek tanırız. Bu aile bireyleri arasında Batı hayranlığıyla gözü dönmüş bir tek Meftun vardır. Evdeki herkes alaturka bir yaşam sürerken Meftun onlara âdeta savaş açmıştır; herkesi eğitmek, bu yolda bilgi ve görgü sahibi yapmak için kendini paralamaktadır. Evin aşçısına Fransız usulü yemekler yapmasını tembihler ve ona bu yolda yardımcı olur. Aşçı bunları beceremez, yemekler ziyan olur. Özellikle yeme-içme adabı üzerine Meftun Bey’in ev halkına verdiği derslere ciddi bir bölüm ayrılmıştır. İşte romanın olay örgüsünden ayrı gördüğüm bölümü de daha çok burasıdır. Evet, Meftun Bey romandaki züppe tipidir ve onun bu züppeliğinin yarattığı gülünçlükler romanda bu şekilde verilmiştir ancak bunun bu denli uzun olması romanı yer yer monotonluğa da sürüklemiştir. Meftun’un verdiği dersler ev halkının ilgisini hiç çekmez. Herkes bildiği usul yemek yesin, davransın ister fakat Meftun buna katiyen müsaade etmez. Romanın bu ilk bölümü Meftun’la ev halkının alafranga-alaturka çatışması üzerine kuruludur. Evdeki hizmetçiler dâhil herkesi alafranga görgü kurallarına uygun davranmak zorunda bırakan Meftun, bunda pek de başarılı olamaz. Evdeki bu kâbus gibi dersler devam ederken romanın olay akışı epey değişir. Meftun, kız kardeşi Lebibe’nin komşu köşkte oturan Kaşıkçılar Kâhyası Kasım Efendi’nin oğlu Mahir Bey’le ilişkisi olduğunu ve bu iki âşığın mektuplaştığını öğrenir. İşte bundan sonra Meftun’un gözünü zenginlik hırsı bürür. Kasım Efendi’nin çok zengin, zenginliği kadar cimri, cimriliği kadar da alaturka bir insan olduğunu öğrenir fakat pes etmez. Meftun Bey ailesi, namıdiğer Pehlevizadeler ile Kasım Efendi’nin ailesi taban tabana zıttır. Buna rağmen Meftun, sırf zenginlik hırsıyla her şeye katlanmaya hazırdır. Meftun, kız kardeşini Mahir Bey’e vermekten öte, kendisi de Kasım Efendi’nin kızı Edibe’yi alarak bu zenginliği tamamen garanti altına almak istemektedir. Kasım Efendi’nin kızı Edibe de babasının tabiatında olan, oldukça kapalı yaşam süren genç bir kızdır. Romandaki bu zıt tipler ve yozlaşmış yaşantılar bir noktada patlak verir. Mahir ile Lebibe, Meftun ile Edibe evlenir fakat Meftun Bey bu izdivaçlardan umduğunu bulamaz. Kasım Efendi’nin bu evliliklere onay vermesi için büyük de bir yalan söylenir. Güya Meftun’a piyango vurmuş, Meftun ciddi bir paranın sahibi olmuştur. Ona bu aklı veren de sosyete cemiyetlerinden tanıdığı bir dostu olan Mösyö Makferlan’dır. Meftun’un bu alafranga cemiyetlerde kendisi gibi yozlaşmış dostları bulunmaktadır. Evde tatbik edip başaramadığı her şeyin kaynağı da işte bu sosyete cemiyetleridir. Evlilikler sonrası olaylar daha da sarpa sarar. Meftun’un etkisiyle evdekiler de yoldan çıkmaya başlar. Kocaların karılarına sadık olmaması, gözlerinin sürekli dışarıda olması ve hatta karılarının gözü önünde başka kadınlarla olan laubali ilişkileri kadınları da hırslandırır. Meftun’un alafrangalık çabasına inatla direnen kadınlar, bu defa da onun yüzünden kocalarına inat alafrangalık olarak görünen birçok yozluğa imza atarlar. Bu kısır döngü içerisinde düştükleri komik hâller gitgide trajediye dönüşür. Evin mutaassıp kadınlarının hemen hepsi yoldan çıkar. Meftun’un büyükannesi Şekûre Hanım, annesi Lütfiye Hanım, teyzesi Vesile Hanım bile bu alafrangalık derslerinden sonra giyime, makyaja özenirler fakat daha ileri gitmezler. Lebibe, Edibe, Edibe’nin bekârlık zamanlarındaki yardımcısı Azize Hanım, Meftun’un teyzesinin kızı Rebia ahlaksızlıkta Meftun’la yarışır hâle gelir. Meftun bunları yoldan çıkarmakla kalmaz, kız kardeşinin eşi, Mahir Bey’i de yoldan çıkarır. Bu ahlaksızlıklarla harmanlanmış alafrangalık sevdası ailenin faciası olur. Hüseyin Rahmi Gürpınar, hemen her romanında olay örgüsünden ayrı, kendi fikirlerini de ortaya koyarak yaşananların felsefi, ahlaki boyutlarını da ele alır. Gürpınar, bu abartılı Batı hayranlığını Meftun ve onun gibiler çerçevesinde anlatırken bir yandan da kadın-erkek ilişkileri, Batı kadınıyla Doğu kadını arasındaki farklar, kadınların eğitiminin önemi, Batı’da ölüme ve ölüye gösterilen saygıyla Doğu’da gösterilen -ya da gösterilmeyen- saygı gibi farklı konulara değinir. Meftun’un türlü yalanlarla sırf babasının zenginliği için kendine hiç uygun olmayan bir kadınla evlenmesi, kayınpederinin parasına göz dikmesi ve bu iş için kayınbiraderini hırsızlığa alet etmesi ahlaksızlıktır. Ki bu bahsi geçen kayınbirader Mahir Bey, Kasım Efendi’nin oğludur. Yani Meftun, bu zenginliğe bir şekilde ulaşmak için kız kardeşinin eşi ve aynı zamanda kayınpederinin de oğlu olan Mahir’i kullanır. Mahir’i ikna etmek için de babasının bu zenginliği doğal yollardan elde etmediğini, bunun haram para olduğunu söyler. Bu şekilde kendini de avutur. Gerçekten de Kasım Efendi’nin serveti öyle masum değildir. İnsanlara verilen borçlar neticesinde rehin alınan mülklerle büyümüş bir servet söz konusudur. Meftun da bunu bildiği için hırsız biz değiliz, asıl hırsız baban diyerek Mahir’i doldurur. Tüm aileye sirayet eden bu ahlaksızlık dalgası içerisinde boğulmamak için direnen, Meftun’a karşı çıkan, evdeki kadınların türlü sapkınlıkları karşısında çileden çıkan tek bir kişi vardır: O da Meftun’un kardeşi Raci’dir. Ta en başından alafranga âdetlere de karşı çıkan Raci, abisinin inadını kıramaz. Zaman geçtikçe ortaya çıkan birtakım rezillikler neticesinde Raci âdeta kontrolden çıkar. Romandaki tek tutarlı ve dürüst karakter Raci’dir desek yanlış olmaz. İki kardeşin bu denli zıt karaktere sahip olması da romanın bir cilvesidir. Romanın ilk bölümleri ne kadar durağansa son bölümleri de bir o kadar hareketlidir. Başta da dediğim gibi romanın fazlaca uzatılmış olduğunu düşünüyorum. Bunun haricinde Hüseyin Rahmi’nin üslubunu, diyaloglarındaki samimiyetini ve mizahi anlatımını seviyorum. Özellikle farklı tabakalardan kişileri konuştururken onların ağız özelliklerini yansıtması hayli keyifli. Arap Zarafet’in, Rum hizmetçi Eleni’nin konuşmaları da tam olarak onları yansıtacak şekilde verilmiş. Şıpsevdi, sadece Batı özentiliğiyle benliğini kaybetmiş Meftun’u eleştirmez. Körü körüne Batı aleyhtarlığı yapan insanların da fırsatını bulunca ne denli değiştiğini, Batılı âdetlere alışma kisvesi altında türlü ahlaksızlıklar yapabildiğini de gösterir, eleştirir. Tüm bunlar anlatılırken kahramanların felsefesi, dayanak noktaları da uzun uzun verilir. Hüseyin Rahmi okumak her zaman için bana keyif vermiştir. Dönemi ve Tanzimat’ın yarattığı züppe tipini anlamak için önemli bir eser olduğunu düşünüyorum.
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20253,405 okunma
·
181 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.