·360 syf.····Okunma: 09 Şubat 2026 01:01 Örgüler düşüyor toprağa; toprak ayrılıyor, uçurumlar oluşuyor...
Daha ilk sayfadan anlaşılıyordu: Bu, baştan sona sonu bilinen bir hikâyeydi. Kader, daha ilk sayfadan kendini belli etmişti. Bu kitap yaşanacak olanı bilerek okunan bir trajediydi.
Baz ( Şahin)...
Kaderi kötü Baz. Yalnız başladığın hayata yalnız veda ettin. Adın gibi hep yüksekteydin ama yalnızdın.
Ve Kevok ( güvercin)… Nazenin Kevok. Keşke bir soluk da kendin için alsaydın; keşke bu kadar korkmasaydın yaşayamamaktan. Ama kim korkmazdı ki ölmekten. Herkes gibi sen de gittin. Gidişin, hak edilmemiş bir ölümdü. Kefenin ay ışığı...
Baz’a “ihanet etti” diyecekler. Vatana, millete, askerlik görevine… Ama Baz, aslında yaşamaya ihanet etmeyi reddetmişti. Ölmekten değil; öldürmekten, yalan bir hayatı sürdürmekten yorulmuştu. Tükenmişti. Kevok, onun kalbinin son isteğiydi. Aşık oldu. Onun da kefeni ay ışığı...
Kevok bu aşka delidolu bir teslimiyetle yaklaşmadı. Ama karşılık verdi : Fırsatı varken öldürmeyerek, Baz'ın evinden gitmeyerek.
Kevok’un elleri düşmana uzandı. Düşman, dost oldu.Bu bana edebiyattaki diğer imkansız aşkları hatırlattı. Zıtlıkların birbirini çektiği, ağır bedellerin ödendiği...Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Mem ile Zin… Ve Baz ile Kevok.
Bu aşklar gibi onlarınki de yorgun, buruk ve çaresiz. Birbirine muhtaç iki hayattı..
Kin, intikam, nefret, ölüm, esaret . Hepsi aynı halkada, aynı kader çemberinde dönüyor. Sevda kendisini bu çemberin içinden kurtarmaya çalışıyor. Dağlar ülkesinde aşk, yitik aşk, bu coğrafyanın alın yazısıydı. İki ayrı dünyanın birbirini sevmesi, karanlık bir yola girmek gibiydi. Aşk böyle bir yolda katlanılırdı, yaşanmazdı ki...
Şimdi ikisinin de kefeni ay ışığı ; ne karanlık, ne aydınlık...
Okurken gözlerim hep doluydu. İlk sayfadan son sayfaya kadar içimde sürekli bir hüzün vardı. Hayat yaşanıyordu ama hep eksik, hep yaralı. Kitap bitirdiğimde gözlerimde tutamadığım şeyler kaldı geriye. Söyleyemediklerim, yutkunduklarım...
Mehmet Uzun'a sonsuz saygıyla....