Roman, sakarlık gibi masum görünen bir kelimenin arkasına saklanmış derin bir kırılganlığı anlatıyor. Buradaki “sakar”lık yalnızca fiziksel beceriksizlik değil; hayata, ilişkilere, bedenine ve dile tutunamama hâli. Seurat, karakterini bir etiketle tanımlamıyor; aksine o etiketin altında ezilen, kendine yabancılaşan bir ruhu incelikle açıyor.
Cümleler kısa, neredeyse çekingen. Sanki yazar, fazla kelime kullanırsa duyguyu incitecekmiş gibi temkinli.
Seurat, Diana’nın yaşadıklarını anlatırken özellikle yüksek sesle konuşmamayı seçiyor. Şiddet sahneleri abartılı tasvirlerle değil, eksik bırakılmış cümlelerle, yarım duygularla var oluyor. Bu da okuru daha çok sarsıyor. Çünkü Diana’nın yaşadıkları bağırmıyor; içerde, derin bir yerde çürüyor. En gerçekçi tarafı da bu zaten: Şiddet çoğu zaman dışarıdan fark edilmez, ama içeride kalıcı izler bırakır. SakarAlexandre Seurat