#DoğalRoman Bulgar yazar #GeorgiGospodinov ‘dan okuduğum ikinci kitap (ilki son dönemde popülerlik kazanan #BahçıvanVeÖlüm ). Yazarın kalemini iyice anlamak ve aslında sevip sevmediğim konusunda çok arada kaldığım için pekiştirmek amaçlı elimdeki ikinci kitabını da hemen okumak istedim ki ner bir karar verebileyim. Açıkçası çok ısınamadım ve elimde bir hafta süründü kitap. Akıcı olmamakla birlikte yorucu buldum. Roman içinde roman yazma çabası ve kısa kısa birçok öykü ile harmanlanması dikkatimi toplamakta zorladı. Bir ana hikaye var ve akabinde deneme tarzında küçük küçük öyküler serpiştirilmiş araya. Konudan sıkça sapmış. Roman yazma fikriyle de açıkça alay etmiş. Hadi gelin inceleyelim!
Umumi tuvalete prosedür, evdekine ise tören olarak girildiğinin konuşulduğu bir yemek masası, neden olmasın? Ya da bir sineği konuşturabilsek ortaya nasıl bir roman çıkar? Bir öykü nereden başlar? Başında neler söylenir? Bir romanda nelerden bahsedilmesi gerekir? Tuvaletlerden, sineklerde , bitkilerin üreme biçimlerinden, gündelik hayatın en sıradan detaylarından.. Bunlar aslında her ne kadar ‘doğal’ şeyler olsa da özellikle romanlarda konu edilmeli mi? İşte Gospodinov alışılmışın dışında bir şey yapmış. Bütün bu üzerine düşülmeyen, bahsi bile geçmeyen, dışlanmış konulara kucak açtı ve ‘muzip’ bir roman çıkardı ortaya. Kitabın ana kahramanı olan isimsiz yazar da aynı teşebbüste.
Yazar olarak geçinen kaçık bir tip, yazma niyetinde olduğu kitabın fikrinden, boşanmak üzere olduğu ‘başkasından hamile’ karısı Ema’dan bahsediyor ve birtakım sıradan hikayelerden. Hepsi birbirine paralel devam ediyor.
Evlilikleri aslında dışarıdan bakıldığında sorunsuz görünse de aralarında iletişim kopukluğu var, odaları ayırmışlar ve hiçbir şekilde birlikte bağ kurmuyorlar. Bir gün karısı hamile olduğunu söylüyor ama aylardır cinsel birliktelikleri olmadığı için başkasından olduğunu anlamak çok zor değil. Ama dünyası başına yıkılmıyor, büyük bir tepki bile veremiyor anlatıcı. Bir süre daha aynı evde yaşamaya devam ediyor ama artık kadının karnının belirginleşmeye başlamasıyla evden ayrılmanın ve resmi olarak boşanmanın daha doğru olduğuna karar veriyor. Hayatını devam ettiren anlatıcı aslında sanki o noktada hep takılı kalmış gibi. Psikiyatrist olan yakın arkadaşı hemen teşhisini koyuyor: odaklanma sorunu, saplantılı düşünceler ve anankazm (Yun. ananke- saplantı. Yaşanılan deneyimlerden sonra onların anormal ve saçma olduğunun farkında olsa bile kurtulamaması durumu.) Durup düşününce, eski karısının kendisi hakkındaki düşüncelerini aktardığı bir telefon konuşmasını anımsıyor; “Ne kadar aklı başında olsa da asalağın teki, tembel bir erkek arı.” Ve sonrasında bize detaylıca ‘erkek arı’ ifadesindeki aşağılamayı açıklıyor.
Bir ‘Doğal Roman’ yazmak istiyor. Doğal Roman yazabilmen için gözlerinin sürekli görünür dünyanın üzerinde olması gerekir. Kulağa çılgınca gelen bir fikir. Anlamsız sohbetler, ıvır zıvır şeyler hakkında bir kitap belki de bir film yayımlamak. Bakınca hiç kimse sadece ıvır zıvırlardan oluşan bir film yapmamış, gereksiz şeylerden oluşan, genelde film dışı bırakılan şeylerden.. Hiç kimse 60’lı yılların sineklerini hatırlamıyor. İşte bunları anlatmak istiyor filmde ya da kitapta. Ne kadar gerekli tartışılır :)