Hayvan-ı natık
8/10
·262 syf.··
2026 7. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 09 Şubat 2026 18:03
Bence bir kitabı incelemeden önce, yazarın bu kitabı nasıl bir dönemde yazdığına bakmak gerekiyor. Mesela hepimiz küçükken Ömer Seyfettin’in kitaplarını okuduk. Bu kitaplarda bazı korkunç şeyler var. Bunun sebebi Ömer Seyfettin’in bu kitapları yazdığı dönemde, milletimiz için zor ve korkunç bir dönem olan Balkan Savaşları’nın etkisinde olması. Aynı şekilde, romanımızın yazarı da İkinci Dünya Savaşı’nı görmüş ve kitabı yazdığı dönemde Soğuk Savaş’ın etkisinde kalmış birisi. Kitabın bu yüzden oldukça karanlık ve umutsuz olduğunu düşünüyorum. Şimdi inceleme başlığına neden “hayvan-ı natık” yazdığımı merak ediyor olabilirsiniz (etmiyor da olabilirsiniz ama siz yine de beni mutlu etmek için ediyormuş gibi rol yapın shhdjs). İnsan gerçekten bir hayvandır. Biz de onlar gibi besleniriz, üreriz ve acıdan kaçarız vs. Ama onlardan farklı olarak düşünme kabiliyetine de sahibiz. Kitapta avcıların dişi bir domuzu kovaladığı bir sahne var (baya aşırı gereksiz betimlenmişti bence bu yazarda bir sorun var). “Roger, hayvanın bedeninden mızrağını sokabilecek bir yer buldu; mızrağını oraya itti, olanca gücüyle abandı. Mızrak, yavaş yavaş girmeye başladı. Dişi domuzun korkulu ciyaklamalanı, tiz bir çığlığa dönüştü.” Burada dikkatinizi çekmek istediğim yer, domuzun çıkardığı ses. Hayvanlar da bizim gibi ses çıkarma yeteneğine sahip ama bizim ses çıkarma yeteneğinin yanında düşünme kabiliyetine (logos) de sahibiz. Domuz bu sahnede acı çektiği için tiz bir ses çıkarıyor ama ileriki başka bir sahnede, Simon’un ölümü üzerine Ralph şunu diyor: Sonunda Ralph gülmeyi kesti. Ürperiyordu. "Domuzcuk." "Ha?" "Simon'du o." "Bunu daha önce de söyledin." "Domuzcuk." "Ha?" "Bu bir cinayetti." İşte tam burada insan ve hayvanın farkı belli oluyor. Ormanda katledilen domuzun çığlığı sadece onun fiziksel bir acıya verdiği tepki, Ralph’in ağzından çıkan sözler ise vicdani ızdırap. Hayvanlar öldürür ama cinayet işlemezler çünkü içgüdülerine göre hareket ederler yaptıkları şeylere ahlaki hükümler vermezler. Bu hükmü sadece dilde (logos) yaşayan varlıklar verebilir. O zaman derim ki insan gerçekten hayvandır ama düşünen hayvandır. İnsanın tanımını yaptığımıza göre, başlangıçta iyi bir düzen kuran çocukların neden zamanla vahşileştiklerini birlikte anlamaya çalışalım. İlk başta her şey güzeldi, çocuklar kendilerince demokratik bir sistem kurmuşlardı, toplantılar yapıyorlardı. Ama sonrasında Jack avlanmaya başladıkça aklını kaybetmeye başladı. Onun yanında diğerleri de etkilenip aklını kaybetti. Sistem bozuldu, kitabın deyimiyle kendilerini kaybedip vahşi oldular: Ralph'ın da sesi alçalmıştı; soluk soluğa konuşuyordu: "Ben ne yaptım ona? Seviyordum onu... Ve kurtulmamızı istiyordum..." Gökyüzüne yıldızlar gene serpildi. Eric, candan bir hareketle başını salladı: "Dinle, Ralph. Akla boş ver. Akıl kalmadı..." Eğer Eric'in dediği gibi "akıl kalmadıysa" geriye ne kalır? Sadece bir hayvan. O zaman hangisi daha iyidir? Domuzcuk, büyülü beyaz denizkabuğunu havaya kaldırınca, yükselen yuhalamalar gene kesildi. "Hangisi daha iyi? Sizler gibi yüzü boyalı bir vahşi sürüsü olmak mı, yoksa Ralph gibi akıllı olmak mı?" Vahşiler arasında büyük bir gümbürtü koptu. Domuzcuk gene bagırdı: "Hangisi daha iyi? Kurallar yapıp anlaşmak mı, yoksa ava çıkıp öldürmek mi?" Gene bağırışmalar ve gene "tak" diye hafif bir ses. Bu gürültü arasında Ralph'ın sesi duyuldu: "Hangisi daha iyi? Düzen ve kurtuluş mu, yoksa ava çıkıp her şeyi berbat etmek mi?" Hayvan olmak mı daha iyidir, yoksa düşünen hayvan olmak mı?
1000Kitap
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,5bin okunma
·
35 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.