Ahmet Taşağıl’ın Kök Tengri’nin Çocukları adlı eseri, İslâmiyet’ten önceki Türk tarihini Avrasya bozkırlarının geniş ufku içinde ele alan, sahasına hâkimiyetini her satırda hissettiren mühim bir çalışmadır. Yazar, Türk tarihini kopuk olaylar silsilesi hâlinde değil; zaman, mekân ve insan unsurlarını bir bütünlük içinde ele alarak anlatmayı hedeflemiş. Nitekim eserin daha ilk bölümlerinde Çin kaynaklarının Türk tarihi açısından ne ifade ettiği, bu kaynakların nasıl okunması gerektiği ve tarih yazımında karşılaşılan müşkiller açık bir şekilde ortaya konur.
Ancak baştan ifade etmek gerekir ki, bu kıymetli çalışmanın kanaatimce tek ama mühim bir noksanı vardır. İslâmiyet öncesi Türk tarihi gibi coğrafyası geniş, boyları ve devletleri girift bir alanın, haritalar ve görsellerle desteklenmesi elzemdir. Olayların cereyan ettiği mekânları zihinde canlandırmak, boylar arası münasebetleri daha berrak kavrayabilmek açısından bu büyük bir imkân olurdu. Alanın en yetkin isimlerinden birinin bu hususu göz ardı etmiş olması, eserin ilmî değerini zedelemese de -şahsen- okur açısından bir eksiklik olarak hissediliyor.
Eserin içeriğine geldiğimizde, Hunlardan Gök Türklere, Uygurlardan Kırgızlara, Töles boylarından Avrupa Hunlarına kadar İslâmiyet öncesi Türk tarihinin ana aktörleri, tarih sahnesinde oynadıkları roller nispetinde ele alınmıştır.
Ahmet Taşağıl’ın özellikle Gök Türkler üzerine olan uzmanlığı, bu bölümlerde kendisini açıkça gösterir. Ders kitaplarında çoğu zaman birkaç satırla geçilen boyların kökenleri, siyasî mücadeleleri ve tarihî konumları burada tafsilatlı biçimde izah edilir.
Hun Devleti örneğinde, bozkırda ortaya çıkan ilk devlet modelinin askerî, iktisadî ve idarî yapısı ayrıntılı biçimde ele alınır. Mete Han devrinde teşekkül eden teşkilatlı ordu yapısı, Çin ile yürütülen diplomasi ve mücadeleler, Hunların yalnızca bir göçebe topluluk değil, gelişmiş bir devlet aklına sahip olduklarını açıkça gösterir.
Yine Gök Türkler bahsinde, kağanlık mefhumu, toy meclisi, töre anlayışı ve devletin çözülme sebepleri; Orhun Yazıtları ışığında tahlil edilir. Bilge Kağan, Kül Tegin ve Tonyukuk gibi şahsiyetler yalnızca isim olarak değil, devlet aklının temsilcileri olarak karşımıza çıkar.
Eserin dikkat çeken bir diğer yönü, Türk boylarının Çin’le olan ilişkilerinin tek taraflı bir çatışma olarak sunmamasıdır. Çin’in bölme siyaseti, entrikaları ve asimilasyon politikaları kadar; Türklerin bu siyasete karşı geliştirdiği direniş, ittifak ve zaman zaman içine düştükleri zaaflar da açık yüreklilikle anlatılır. Bu yönüyle kitap, romantik bir tarih anlatısından ziyade, ibret alınması gereken bir tarih muhasebesi sunar.
Bunun yanında, dinî inanışlar, sosyal hayat, aile yapısı, giyim-kuşam, hukuk ve ceza anlayışı gibi konulara da yer verilmesi; Türklerin yalnızca savaşçı kimlikleriyle değil, bir medeniyet tasavvuruyla ele alındığını gösterir. Kök Tengri inancı, töre kavramı ve devlet-millet ilişkisi, eserin omurgasını oluşturan ana unsurlar arasındadır.
Çince isimlerin ve kavramların fazlalığı, eseri hızlı okumayı zorlaştırmaktadır. Bu sebeple kitabın bir roman gibi değil, dikkatle ve sindirilerek okunması gerekir. Zira bu eser, İslâmiyet öncesi Türk tarihine dair yüzeysel bir anlatı değil; temel bir başvuru kaynağı mahiyetinde.
Hülâsa, Kök Tengri’nin Çocukları, Türk tarihinin derinliklerine inmek isteyenler için mühim bir kapı aralamaktadır. Kökenini bilmek, geçmişte Türklerin nasıl bir devlet aklı ve siyasî duruş sergilediklerini idrak etmek; bugünü anlamak açısından da geniş bir perspektif kazandırır. Ahmet Taşağıl Hocaya bu kıymetli çalışması için teşekkür ediyor, Türk tarihine dair kaleme alacağı yeni eserleri şimdiden merakla bekliyorum.