Araba Sevdası’nı okurken sık sık gülümsedim ama bu gülümsemenin altında acı bir gerçek vardı. Recaizade Mahmut Ekrem, Bihruz Bey üzerinden sadece bir karakter anlatmıyor; aslında bir dönemin aynasını tutuyor yüzümüze. Gösteriş merakı, yapay bir Batılılaşma hevesi ve içi boş hayaller… Bihruz Bey’i okudukça “Bu adam ne kadar komik” diyorsunuz, ama sayfalar ilerledikçe fark ediyorsunuz ki bu komiklik biraz da tanıdık.
Romanın en çarpıcı yanı, aşk gibi yüce bir duygunun bile nasıl bir yanılgıya dönüşebileceğini göstermesi. Bihruz Bey’in Periveş Hanım’a olan sevdası, gerçekten çok hayal ürünü. Sevdiği kişiyi değil, kafasında yarattığı imajı seviyor. Araba onun için nasıl bir statü sembolüyse, aşk da öyle; gösterilecek, konuşulacak, ama derinliği olmayan bir şey. İşte kitap tam da burada insanı yakalıyor.
Araba Sevdası sadece eski bir roman değil; bugün bile geçerliliğini koruyan güçlü bir eleştiri. Okurken hem eğleniyorsunuz hem de ister istemez kendinize ve çevrenize bakıyorsunuz. Eğer “bir kitap beni düşündürsün, aynı zamanda keyif de versin” diyorsanız, bu roman kesinlikle okunmalı. Bihruz Bey belki 19. yüzyılda yaşıyor ama ruhu hâlâ aramızda dolaşıyor. ArvasAraba SevdasıRecaizade Mahmut Ekrem