Puan vermedi·96 syf.····Okunma: 10 Şubat 2026 01:02 Ötekileştirme bir eleştiri olarak sunuluyor. Ama ben burada ciddi bir çelişki görüyorum eserde.
Bir taraftan “kimse dışlanmamalı”; ama öbür taraftan x kişileri kendilerini gibi olmaları gerektiğini kabul eden bir bakış var. Yani kitap aslında “onları dışlamayalım” derken, açık açık “ama bizim gibi olsunlar” diyor. Oysa biri zaten bizim gibi olduktan sonra dışlanan bir “öteki” olmaktan çıkıyor; kabul edildiği anda kendi kimliğinden vazgeçmiş oluyor. Bu yüzden bende şu his oluştu: “X grubuna ayrımcılık yapmamalıyız; ama olduğu gibi de kabul edemem, benim gibi olmak zorunda.” Bana göre bu, dışarıdan kapsayıcı gibi görünen ama gerçekte dönüştürerek yine dışlayan bir bakış. Yani kitap dışlama yapmamalıyız derken ve bunun üzerine bir ahlaki temel oturtulmaya çalışırken başka bir ahlaki ilke ile çatışıyor. Ama benim bütün incelemem bu dışlama bakış açısının etik olup olmadığından ziyade, romanda dışlamadan kaynaklı dönüştürme isteğinin romantizmine karşı bir eleştiri olacak
Bu dönüştürme arzusunu insani bulacak olsam bile, bunu ahlaki bir temelden ziyade daha ‘medeni’ şartlarda ya da herkesin birbirine yakın bir dünya görüşünde yaşaması yönündeki bir dönüştürme çabası olarak görürüm; ve tam da bu nedenle, benim için bu yine romantik bir bakış açısıdır. Zaten kitapta İbn-i Haldun’a yapılan göndermeler de bunu gösteriyor; eser, bir bakıma onun birçok tespitine edebi bir karşılık veriyor. Ancak ben fikrî olarak İbn-i Haldun’un tarafındayım. Bu taraf benim için bir fanatizm değil, tarihin ve toplumun nasıl işlediğine dair daha sağlam bir zemin. Bu yüzden kitabı “insanca” ama romantik görüyorum.
Açık söyleyeyim: Irkçı biri değilim. Hangi ırktan olursa olsun iyi insan benim başımın tacıdır. Ama dünya sadece bireylerden ibaret değil; insanlar topluluk hâlinde, yani kompakt bir şekilde hareket ediyor. Bireysel olarak çok güzel, idealist fikirler düşünebilirsiniz. Fakat insanlar bir araya gelip kitle oluşturduğunda bu bireysel iyi niyet çoğu zaman gerçekçi olmaktan çıkıyor, romantikleşiyor.
Bunu şöyle bir benzetmeyle anlatayım: Teoride ışık hızına ulaşmak mümkün olabilir; hatta böyle bir durumda zamanın göreli olarak durması, geçmişe gitmek ya da geleceğe yaşlanmadan ulaşmak fiziksel olarak düşünülebilir. Ama pratikte insan bedeninin yapısı buna izin vermez. Eğer bedenimiz buna uygun olsaydı, bu gerçekten mümkün olurdu.
İşte kitabın bakış açısı bana göre tam olarak böyle. Teoride mümkün, hatta çok güzel ve insana yakışan bir fikir. Benim “romantik” dediğim kısım burası. Ama pratikte bunun gerçekleşmesi neredeyse imkânsız; çünkü dünya böyle işlemiyor. Biz istersek isteyelim, bireyler bir araya gelip topluluk olduğunda bu ideal fikirler bozulmaya mahkûm.
Bu yüzden, kitap üzerine yapılan incelemelerde genellikle sadece olumlu konuşulmasını eksik buluyorum. Edebi açıdan elbette olumlu konuşulabilir; buna diyeceğim yok. Ama fikrî ve toplumsal açıdan aynı şekilde olumlayamam. Bu, kitabın mesajını istemediğimden ya da desteklemediğimden değil; böyle bir şeyin gerçek dünyada mümkün olmadığını düşündüğüm için.
Ayrıca romanın benimsediği bu ahlâkî bakış açısının, tarih boyunca her dönemde farklı biçimlerde kaybetmeye mahkûm olduğunu düşünüyorum. Bazen ırksal şartlar karşısında, bazen sosyolojik gerçeklik karşısında, bazen endüstriyel düzen içinde, bazen para ilişkileriyle, bazen de sınıfsal yapıların ağırlığı altında kaybedecek. Kısacası romanın “böyle bakarsak kazanırız” diye yaslandığı düşünce, her çağda başka bir güç tarafından yenilgiye uğratılacaktır — tıpkı “endüstriyel toplum”da işçinin, kapitalist düzende adaletin kaybetmesi gibi gibi diyerek bu örnekleri daha da fazla uzatabilirim.
Nitekim kitabın yazıldığı dönem olan Osmanlı Devleti’nin de içinde bulunduğu tüm imparatorluklar ve çok uluslu yapılar bugün ayrı ayrı ulus-devletlere bölünmüş durumdadır; bunun en başlıca nedeni de, sözünü ettiğim kompakt sosyolojik yapının tarihsel izdüşümüdür. Ve belki de bu kompakt yapının çoğunluğunu bireysel olarak kitabın fikrini paylaşan insanlar oluşturuyordu ne kadar ironik değil mi? Bu yüzden, “Bunun önüne geçebiliriz”, “sen böyle düşünmesen olur”, “biz istersek yaparız” demek — yani bireysel iyi niyeti toplumsal gerçekliğin yerine koymak — bence koskoca bir romantizmdir.
İyi okumalar...