Uğultulu Tepeler, aşk diye başlayan ama zamanla öfke, intikam ve hırsa dönüşen bir ilişkinin hikâyesi. Heathcliff ile Catherine arasındaki bağ ilk bakışta çok tutkulu görünse de, sayfalar ilerledikçe bunun sağlıklı bir sevgi olmadığı anlaşılıyor. Karakterlerin çoğu kırıcı, inatçı ve bencil; bu yüzden okurken zaman zaman yorulmak kaçınılmaz oluyor.
Romanın atmosferi çok güçlü. Kasvetli doğa betimlemeleri, rüzgârın sesi, yalnızlık hissi hikâyenin ruhunu tamamlıyor. Emily Brontë, mekânla duyguyu birbirine iyi yedirmiş. Ancak anlatım dili yer yer ağır ve dolambaçlı ilerliyor. Olayların sürekli geçmişe dönerek anlatılması da bazı bölümlerde tempoyu düşürüyor.
Genel olarak Uğultulu Tepeler, alışılmış romantik bir aşk romanı değil; daha çok karanlık bir tutku hikâyesi. Duygusal derinlik arayanlar için etkileyici olabilir ama “romantik, iç ısıtan bir aşk” beklentisiyle okuyanları hayal kırıklığına uğratabilir.