·160 syf.····Okunma: 02 Eylül 2023 15:26 Kitabı okuyalı üç yıl geçmiş olmasına rağmen, eseri her hatırladığımda hâlâ belirgin bir rahatsızlık ve öfke hissediyorum ve gördüğüm bir alıntı üzerine bu yazıyı yazıyorum. Bu yazarın bu denli geniş bir okur kitlesine ulaşmasını anlamakta zorlanıyorum. Kanaatimce Livaneli, eserlerinin içeriği bakımından ve kamusal alandaki tutum ve söylemleri bakımından okunmaması gereken bir figürdür.
Romanın en problemli yönlerinden biri, Ortadoğu insanına yönelttiği örtük fakat hissedilir küçümseyici bakış. Bölge toplumlarını cehalet, barbarlık ve şiddet sarmalına hapseden tasvirler; buna karşılık Batılı figürleri neredeyse metafizik bir kurtarıcı mertebesine yükselten sahneler, edebî bir çözümlemeden ziyade zihinsel bir teslimiyetin göstergesi gibi duruyor. Özellikle ABD’li kurtarıcı Angelina Jolie’nin gelişi etrafında ağzından salyalar akarcasına kurulan abartılı hayranlık dili, romanın inandırıcılığını zedelemekle kalmıyor, aynı zamanda yazarın medeniyet algısındaki sorunlu yönleri de açığa çıkarıyor.
İnsanın sormadan edemediği sorular var: Yüzyıldır Ortadoğu’yu kimler sömürüyor, kimler işgal ediyor, terör örgütlerini kimler destekliyor? Bu tarihsel gerçeklik ortadayken, Batı’yı merhametin neredeyse tek adresi gibi resmeden bir anlatının hangi zihinsel zemine dayandığı ciddi bir tartışma konusudur, zannımca yazar çok fazla Hollywood filmi izlemiştir. Oryantalist bir metinde bile bu denli tek taraflı bir üstünlük diliyle karşılaşılır mıydı, bundan emin değilim.
Bu noktada mesele yalnızca estetik bir tercih olmaktan çıkıyor; doğrudan doğruya zihinsel bir konumlanmaya dönüşüyor. Doğu’nun acısını anlatma iddiasıyla yola çıkan bir metnin, sonunda Batı’yı neredeyse tek merhamet merkezi gibi resmetmesi, trajediyi anlamaktan çok onu jeopolitik bir anlatıya dönüştürüyor. Böyle olunca roman, insanî derinlik kurmak yerine ideolojik bir yön tayinine hizmet eder hâle geliyor.
“… Üç kişilerdi, omuzlarında tüfekler vardı, bize doğru yaklaştıkça üçünün de kız olduğunu fark ettik. Esmer, sırım gibi kızlardı, taş çatlasın 17-18 yaşındalardı. Kim olduğumuzu sordular, Ezidi olduğumuzu öğrenince bize yardım ettiler, su verdiler, ekmek verdiler. Size bu zulmü yapanları öldürmeye gidiyoruz, dediler…”
Livaneli bir de YPG/YPJ gerillalarına dair de bir güzel romantize edici bir dil kurmuş. Eli silahlı terör yapılarını "iyilik melekleri" gibi sunarak okuyucunun bilincine hangi tohumları ekiyor? Bu adamın neyi savunduğu belli; peki bu kitabı başucuna koyup sevenler, bu romantize edilmiş terör güzellemesini okurken ne hissediyor?
Sonuç olarak Huzursuzluk, bende kalıcı bir edebî iz bırakmadı; fakat kalıcı bir rahatsızlık bıraktı, umarım okuyan herkeste bu şekilde bir iz bırakır.
Gerçekten okunacağını bilsem bu adamın her yönünü anatan uzun bir inceleme yazardım ama bu kadarını kâfi görüyorum.